casino maxi

CEVAT ÖZKAYA İLE MEYDANLARI KONUŞTUK

Gündem Nis 21, 2016 0 Yorum

Röportaj: Muhammed Salih Demirtaş

İnsani ve islami mücadelede meydanlar ve meydanda olmak neden önemlidir?

Meydan tanımı zaman içinde değişiyor olmasına rağmen, meydanlarda olmak önemli.Çünkü nihayetinde iktidarın – sadece gelip giden hükümetlerin değil-,  beraberinde kurulu iktidarın yani  Statükonun kendine ait güçleri var ve bu güçlerini her an harekete geçirebilir pozisyondadır;  güvenlik gücü vardır başka güçleri vardır vs. Nihayetinde zaten şiddet kullanma yetkiside devlet denilen aygıtın  elinde olan  bir güçtür. Demokratik devlet veya hukuka uygun davranan devlet dediğimiz zaman da bu şiddet tekelini hukuka uygun bir şekilde kullanıyor olmasından dolayı bir yasallıktan bahsedebiliriz. Peki kitlelerin elinde ne var, kitleler şiddet kullanabilirler mi, kullanmalılar mı? Kullanmamalılar.Kitleler fikirlerini  doğru düzgün ifade etmek ve görünür kılmak için meydanlarda toplanarak taleplerini ortaya koyarlar.Dolayısıyla alanlar ve meydanlar kitlelerin talepleri açısından önemlidir.Siyasi iktidarın kitlelerin taleplerine muhatap olması ve muhatabın cesameti, büyüklüğü siyasi iktidarın kitlelerin taleplerini yerine getirmesinde fonksiyon icra eder.Yani şöyle; 50 kişiyle, 100 kişiyle, 500 kişiyle bir protesto yaparsanız o kadar karşılık görürsünüz ama bir yere  yüz bin, iki yüz bin kişi toplayabiliyorsanız, elbette kitlelerin gücü siyasi iktidarın gözünde daha net ,daha belirgin olur ve istekleri  daha uygunlukla karşılanır.Onun için meydanlar önemlidir.Fakat nihai tahlilde -meydanlarda dileklerinizi ifade edersiniz ama- alana toplanmanın türleri, talep iletmenin türleri de, iletişim teknolojisinin  değişmesiyle beraber farklılık gösterdi. Mesela internette bir grup kuruyorsunuz,o grupla beraber fikirlerinizi bir çok kişiye ulaştırıyorsunuz, büyüyorsunuz, çoğalıyorsunuz, bir şey ortaya  atıyorsunuz bir milyon kere tıklanıyorsunuz, tt oluyorsunuz. Bunlar  tabi önemli hale geldi. Bu tür derlenme toparlanma yerlerini sanal dünyada kurduğunuz zaman böyle bir itibarınız varsa, kitleyi doğru düzgün bilgilendiriyorsanız, -tabi manipule eden gruplarda var biz onlardan bahsetmiyoruz.- yarın gerçekten alana çağırdınız zaman sanal alandan reel alana doğru bu kitlelerden bir akış meydana gelir. Böyle bir sürecin var olduğunu bilmek lazım. Yakın geçmişte bunların bir çok örnekleri oldu.

Peki Türkiye’ye dönersek ülkemizde anıtsallaşmış  ve mücadele ile özdeşleşmiş meydanlardan bahsedebilir miyiz?

Anıtsallaşmış demek ne kadar doğru bilmiyorum ama  birtakım mücadelelerin meydanlaştığı yerlerden birisi Taksimdir, kısmen Beyazıt’tır. Şöyle söyleyeyim; bir takım işler yapıyorsunuz, bu işin hikayesini eğer yazmıyorsanız, anlatmıyorsanız bu unutulan bir şey oluyor.Mesela 28 Şubat döneminde başörtüsü için el ele mitingi yapıldı. Sadece Türkiye’de değil İslam dünyasında yapılmış en cesametli, en barışçıl ve insanların en fazla katılımı olduğu bir eylemdi.İnsanlar el ele tutuştular, farklı şehirleri de katarak bir zincir meydana getirdiler. Bu olağanüstü bir şeydi ve bir hadise, arbede çıkmadı.  Şiddete dönük olmayan ve taleplerini şiddetten bağımsız olarak ileten bu insanların eylemine bir nevi müsade edildi , müdahale olunmadı.Şu an bu eylemi hatırlayan neredeyse kimse kalmadı.Neden kalmadı? Çünkü bunun kitlelerin ulaşabileceği yerlerde dönen bir hikayesi olmadı. Hikayesini yazmadınız. 68 eylemlerinin bir çok hikayesi oldu, 68 eylemlerini katlayacak cesamette bir eylem çıktı burada fakat kimse 68 eylemlerinden bahsettiğimiz gibi el ele eylemlerinden bahsetmiyor. Niye? Yazılı değil, hikayesi yok, anlatımı yok. Mesela aynı şekilde sistematik olarak burada cuma eylemleri yapıldı.Israrla devam edildi.Bu önemli bir şeydi. Ama cuma eylemleri biteli artık 7-8 senelik bir zaman oldu.O zamanlar 10, 12, 13 yaşlarındaki çocuklar şimdi yirmili yaşlara geldiler fakat böyle  kitlesel eylemlerin yapıldığından haberli değiller.Niye? Çünkü  niye yapıldı, neden yapıldı, nasıl şeyler ortaya çıktı, neden ısrarla devam ettiğinin bir hikayesi yok.

-Yani bir Kurgusallıkta sunulmadı .

-Yani daha doğrusu kurgusallığı da bırakalım, olanı aynen anlatmak bile bir izahtı, o bile yapılmayınca kusura bakmayın hepsi bitiyor. Çok iyi hatıralar değil bizim kitlesel eylemler.Yani sadece müslüman camianın değil. Türkiye’de 77nin 1 mayısında Taksimde DİSKİ’n  yaptığı bir eylem oldu.Katılımı kalabalık olan bir eylemdi. 37 kişinin ölümüyle sonuçlandı. Bu bir anıtsallık değil ama böyle bir şeyi hatırlamak gerekir.Beri tarafta Beyazıt’ta bazı eylemler oldu. 27 Mayısa giden dönemde 28 nisan eylemleri yapıldı burada. Daha sonra Beyazıt’tan başlayan başörtüsü eylemleri oldu ama bunları çok anıtsallaşmış bir şey olarak değerlendiremeyiz. Anıtsallığın bir özelliği var; ya çok uzun süre devamlı olan bir şey olur; mesela Galatasaray lisesi önünde cumartesi anneleri eylemi gibi; bu on kişiyle yirmi kişiyle yapılan bir eylemdi ama yıllarca devam etti -bir hatırası var-,ya da büyük bir miting yapacaksınız ses getiren bir eylem olacak,  bunun bir hatırası olacak. İkincisi, bizim eylemlerimizde eylemler yapılır ve bu eylemlerin “niye” ve “neden” yapıldığı ve burada ne elde etmek istediğimiz  gerektiğine ilişkin, eylemi organize eden grupların sistematik düşüncesi genellikle olmaz. Aynı zamanda eylemi başka güçlerden korumanın zorluğu vardır Türkiye’de.Çünkü devleti koruyacak güçler bu eylemlere sızarlar ve provokatif şeyler olabilir. Yani anıtsal dediğimiz olabilecek eylemlerin birçoğunda provokatif şeylere gidilebiliyor.

 Peki Mazlumder ve Bosna Dayanışma Grubu tecrübeniz ışığında, “eylemler” islami mücadelede nasıl bir fonksiyona sahip sizce?

Bosna dayanışma gurubu bir grup arkadaşın ciddi bir organizasyon tasavvuru olmadan  bir araya gelerek,  önümüze düşen bir hadisenin sonucu olarak insanların sıkıntıya girmesine yönelik problemlerine nasıl yardım edebilirize cevap arayan  vicdani bir hareketti. Bosna dayanışma grubu insanların bu tür yardımlarını, bu tür duygularını bir nevi verimli kılmak için yapılmış bir hareketti.  Klasik  organizasyon mantığı olmadan yapıldı. İnsanlar zannediyorlar ki bu sadece müslüman bir kesimin oluşturduğu bir harekettir; evet tabi ki ilk ateşleyenlerin genel özelliği, İslam’ı ön plana alan insanlar olmasıydı fakat oraya insani duyarlılıktan dolayı bu meseleden sıkıntı duyan ve islamla da çok bağlantısı olmayan insanlarda geldi. Part -time çalışıp gidenler oldu, birtakım şeyler ilave ederek katkıda bulunanlar oldu.-Mesela bizde onun bir hikayesini yazmadık.- Biz Bosna dayanışma grubu olarak uluslararası bir konferans tertip ettik ve  O günün sabah vezaman gazateleri (1994ün zamanı)nde, Fehmi Koru ve Cengiz Çandar yazdığı yazılarda, devletin  tertip ettiği konferanslardan daha düzenli ve daha sonuç alıcı somut çıktıları olan bir çalışma olduğuna yönelik övgüyle bahsetmiştiler.Kısaca Bosna dayanışma platformu, Bosna’ya yardım için insanların birbirleriyle dayanışarak , bir araya toplanmasıyla oluşan noktasal bir eylemdi. İlk  defa bir islami grup hem siyasal olarak hem yardım babında dışarıda olmuş bir harekete müdahil oldu ve bunu Türkiye çapında tanıtabildi.Yani o günkü iletişim imkanları içinde mümkün olan azami bir şekilde tanıtabildi. Daha iyi yapılabilir miydi?  Tabi ki yapılabilirdi. Ama o güne kadar yapılan böyle bir eylemi hatırlamıyorum. Belki de tam anlamıyla bir sivil grubun  uluslararası bir konferans yaptığı ilk örnekti . Bu islami mücadele açısından da ciddi bir tecrübedir.  Bir sürü insan bir sistematik organizasyona bağlı olmadan, bir harekete yardım etmek için gönüllü olarak çalışabildi.Elbette sıkıntıları vardı ama nihayetinde bir sonuç üretti.Bu önemli bir şeydi. Birtakım şeyleri protesto etmeyi becerebildik, Özal’ın da gelip konuştuğu bir taksim mitingi yaptık  . Bu biraz  Türkiye’deki kitlenin Bosna’daki kıyıma tepkisini görünür olarak ortaya koyan bir eylemdi.Daha sonra Sbrentikca katliamı sırasında Mazlumder’de Nisan ayında  bir konferans yaptık .Konferans biterken öğle üzeri Mazlumderin Srebrenitsa ile ilgili taksimde mitingi vardı. Yani kamuoyuna bir meseleyi mal etmek yönünde bu meydanlar fonksiyon icra ettiler. Bu anlamda iyi bir tecrübeydi doğrusunu isterseniz.

Peki abi meydanlar artık neden boş?İslami hareketler neden meydanlardan çekildiler?

Türkiye de meydanları doldurmak isteyen başka hareketler var mı ki? Bunla ilgili iki şey söyliyelim:  Kitleler artık o bildiğimiz alanların dışında başka yerlerde bir araya geliyorlar mesela; sanal dünyada bir araya gelebiliyorlar.  Herhangi bir meseleyi sosyal medyada gündeme getiriyorsunuz.Mesela siz genç öncüler olarak yılbaşındaki ahlaki sorunlarla ilgili sosyal medyada bir çalışma yaptınız ve burada  çerçeveyi çok daha genişletip milyonlara hitap ediyor hale gelseydiniz ,siyasal iktidar buradaki toplantıyı da gündeme alacaktı.Yüz bin, iki yüz bin kişiyi taksime toplamak başlı başına büyük masraflar isteyen bir iş iken, sanal dünyada bunu yapmak için herhangi bir masraf yapmanıza gerek yok.Biraz tarz değişti.İkincisi uzun bir süre ömrünü muhalif olarak geçirmiş gruplar, kendilerine yakın siyasal bir iktidarın gelmesinden sonra, bu siyasal iktidarı bu kadar da yıpratmak istemediler.Bu ne kadar doğrudur, siyasal iktidar gerçekten yıpranıyor mudur bilemem . Bir başka en önemli sebeplerden bir tanesi ise meydanlar boş ama Türkiye’de başka yerlerde çok büyük bir canlılık mı var , fikri dünyasında çok büyük bir canlılık mı var?! Sadece hükümete değil, sisteme alternatif üretebilecek bir fikri canlılık mı var? Bu fikri canlılık olmadan insanları hangi açıdan tutup meydanlara götüreceksiniz. Falan olmasın, filana ben çok kızıyorum. Bunlar çok anlamlı şeyler değil. Mesela şunu yapabiliyoruz olmamız lazımdı;  İngilizlerin Oxfam diye bir kuruluşu var. Bu kuruluş gelir dağlımı ile ilgili bir tespitinde ( ki bu anlamda itibarlı bir kuruluştur.): 2014 yılında yanılmıyorsam dünyanın en zengin 83 veya 84 kişinin mal varlığının toplamı 3.5 milyar insanın mal varlığına denktir.Bu 62ye düştü 2015de.Geçen bir sene içerisinde 62 tane en zengin kişilerin mal varlığı yükselmiş, görece olarak berikilerin mal varlığı azalmış.62 tane en zenginin mal varlığı üç buçuk milyar insana denk.Şimdi burada illa müslüman olmak gerekmiyor.Ama adalet arayan insanlar olarak böyle bir şeye ciddi bir tepki koymak durumunda değil miydik, kaldı ki bu müslümanlar için çok daha geçerli bir şey . Eğer buna tepki koymuyorsanız, bir takım genç insanların kendilerine  başka bir çıkış arıyor pozisyonunda olmalarını çok eleştirme hakkına sahip olamayız. Buna tepki koymakta fikri anlamda bir canlılıktır. “Bu yanlış” tamam bu yanlıştır ama bu nasıl bir düzenden meydana gelmiştir, nasıl bir şeydir, nihayetinde 62 tane adam Allahın bütün yarattıklarına verdiği arzın imkanlarına bir nevi el koyarak, üç buçuk milyar insanın gelirinin karşılığında bir mülkleri var. “Çok çalışıyorlar”, Niye başkaları çok çalışmıyor mu? Burada şunu kast etmiyorum; Tarağın dişleri gibi herkesin mal varlığı eşit olacaktır. Hayır böyle bir şey yok.İnsanların ne zekası, ne imkanları bu anlamda eşit değildir.Ama bu 62 ile üç buçuk milyara dengesizlik denmez.Bu dengesizlik felan değil, bu başka bir şey .Buna başka bir isim bulmamız lazım. Buna Karunlaşma denebilir başka bir şey denebilir.Bu artık zengin- fakir ilişkisi değil. Bu tamamıyla sistemik bir şeydir. Nihayetinde kapitalizm dediğimiz şey sermayeyi yukarıda toplayan bir şeydir.Bu sisteme bir itiraz geliştirmiyorsanız, falan hükümete bir şey dediniz, öbürüne bir şey dediniz çok anlamlı değil bunlar.Burada sistemle ilgili bir sorun var. Ve bu sorunda eğer siz başka bir şeye inanıyorsanız da bu inançla beraber mütalaa edilerek , yorumlayarak aşağı yukarı bu sıkıntılı duruma karşı cevaplar üretmeniz lazım nihayi tahlilde.Bunu derseniz kitlelerde -o bildiğiniz sanal dünyada- ciddi bir hareketlilik olur.Açık söyleyelim biz belli bir yaşta olan insanlar olarak gençler şöyle, gençler böyle diye bir takım şeyler söylüyor olabiliriz.Hayır. 18li 20li yaşlardaki gençlerin hepsi bir şeyin içinde oluyor veya olmuyor ama bir ucundan vicdani olarak adalete meyilli bir tarafları vardır. Bu adaletsizliği gündeme getirip adalet talebini doğru düzgün ifade etmiyorsanız, insanlar kendilerine başka çıkış noktaları ararlar.

Peki hükümetin politik eylemselliğe karşı sert tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Politik eylemselliklerde  size, Dünya’nın hiçbir yerinde a ne güzel yapıyorsunuz  denmez. Bu tabii bir şeydir.Suya giren ıslanmayı göze alacaktır.Nihayetinde insanlar kasten öldürülmüyor bu politik eylemlerde. Asıl önemli olan  hedefiniz neyse eylemi o istikamette yapmaktır.Mesela diyelim ki, biz adaletsizliği ortaya koymak için bir eylem yaptık. Bu adaletsizliği bahane edelim ve bu siyasal iktidarı yıkalım ve yerine başkası gelsin.Bu böyle olursa kimse size “iyi beni yıktı olsun bir başkası gelsin” demez. Sisteme bir muhalefet geliştiriyorsanız ve böyle bir muhalefetiniz varsa sistemin teşkilatlı şekli olan mekanizmalar size tabi ki karşı koyacaklar . Şunu açık söyleyeyim; insan olarak insanlar özgürlük içinde taleplerini dillendirmek durumundadırlar. Bunun siyasal iktidar tarafından karşılanıyor olması lazım ama özellikle bir şeye dikkat çekelim; bir normal eylem yapanlar vardır, iki karşısındakini kışkırtıp kendisini dövdürmeye çalışanlar vardır. Hazır duran kameranın önünde bir tek olaydan dünyayı ayağa kaldıracak bir hikaye çıkartmaya çalışmak, bu yalan bir eylemdir. Demek istediğim şu; burada eylemsellikte amacı doğru ortaya koyup, doğrudan doğruya sistemi hedef alıyorsanız bunun bedelini de ödemeyi göze almalısınız. Bu eylemlerde şiddet kullanmak  asla meşru değildir. Ne eylem yapanlar tarafından ne karşı taraftan şiddeti hiç bir durumda meşru göremeyiz. Sadece dediğimiz gibi hukukun içinde devletin kullandığı şiddet meşru kabul ediliyor. Özellikle hukukun içinde olduğunu vurguluyorum.Ama bir başka taraftan karşılıklı olarak bir sivil eylem yapıyorken siz  bir şiddete başvurursanız elbette örgütlü güçte şiddete başvurur. Örgütlü güç bazen de sizi şiddete icbar eder. Bu da sizin marifetinize bağlı bir iştir.Çünkü diyorsun ki adama; sen yanlış bir şey yapıyorsun, ben senin bu yanlışlığını ortadan kaldıracağım, bu sistemik bir yanlışlıktır, başka bir sistem kuracağım.Böyle bir iddian varsa elbette bu kadar şeylere katlanacaksın.Dediğim gibi asla meşru görmüyorum ama realite böyle bir şey, gerçeklik böyle gelişiyor.  Bu yeter ki ölüme kadar gitmesin. Arzu edilen şiddetin olmaması tabi ki.

Son olarak Meydanlara dair unutamadığınız bir anınız var mı?

10 nisan 1994’de Bosna Dayanışma Grubu olarak yaptığımız uluslararası konferansın son gününe cumhurbaşkanı Süleyman Demirel geldi.Sabah,ben başkan olarak bir grup arkadaşla onu karşıladık.Hoşgeldiniz ve el sıkma fasıllarından sonra onlarla konuştuk. Devletin üst kademesinden insanlarda tabi cumhurbaşkanı gelince geldiler.Onları ağırladık. Öğle üzeri toplantı bittikten sonra  Mazlumderin (o sıralar mazlumderinde istanbul şubesi başkanıydım) aynı anda Taksimde eylem vardı.Konferansta cumhurbaşkanı ile el sıkışıp, konuşma yapıp oraya geçtikten sonra polisin jopuyla muhatap olduk. İki saatlik arayla oldu bunlar. Çünkü mazlumder bir protesto eylemi yapıyordu. Poliste karşıda bunun yapılmasına izin vermeme pozisyonu çıkardı. Dediğim gibi devlet başıyla el sıkışıp iki medeni insan gibi konuşurken, öbür tarafta devletin polisiyle karşı karşıya geliyorsun.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Sanal dünya çok etkin olduğunu gördüğüm bir alan .Sanal dünyayı doğru bir biçimde kullanılmasının her iki halde; hem sanal dünyaya yazdığınız veya saldığınız bir hikayenin doğruluğu, hem de onun teknik imkanlarından doğru olarak  faydalanarak  kullanılmasının çok önemli olduğuna inanıyorum.Eğer gerçek alanlara insan celb edecekseniz de,  bu sanal dünyada kazandığınız meşruiyet, gerçek alanlara çağıracağınız insanları da elbette etkileyecektir diye düşünüyorum.İnşallah genç öncüler böyle bir şeyler yaparlar.

İnşallah. Çok teşekkür ederiz Hocam.

Adsız

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder