casino maxi

Bireyselleşmelerini İstemediğimiz Yavrularımızı Anlamaya Dair -1

Düşünce Ara 08, 2016 0 Yorum

 

e1527d_66fa4456e3fc4b05abbc5cdc8ccdcbda

Çocuk eğitiminde, Planla-Uygula-Değerlendir, ölçüsü asla vazgeçilemeyen ana unsurdur. Aile ve okul, eğitimde bu üç saç ayağına uygun programlar üretebilirse, çocuğun aile ile okul ile olan ilişkilerinin düzgün, yetişmesinin de istenilen tarzda olacağı unutulmamalıdır.

Her ailenin en küçük, küçük olmasına rağmen en kıymetli bireyleri olan çocuklar; çok sevilen, çok kollanan, yetişmesi için olmadık fedakarlıklar yapılan, hatta ebeveynin ekonomik durumunu bile tehlikeye sokacak kadar her isteği yerine getirilen bireyleridir.

Her anne baba kendi yetişme tarzına, kendi inanışlarına, kendi değerlerine, kendi ekonomik durumuna göre çocuğuna ilgi gösterir. Eğitimi ve yetişmesi için kendi hayat biçiminden bile fedakarlıklar yapar. Hem dini ve sosyal hayatını, hem de dünyevi ve mesleki hayatını biçimlendirmek için kendince planlamalar yapar, planladığını da uygulamaya koyar.

Anne baba, kimi zaman kendileri çocuklarının eğitimini iş olarak üstlenir, çocukları ile bire bir ilgilenir, kimi zaman da eğitimin bir başkası veya bir kurum tarafından verilmesini benimser.

Hangi halde olursa olsun çocuk eğitimi, binlerce insan, yüzlerce kurum tarafından hep üzerinde konuşulan, tartışılan, kafa yorulan, çocukların geleceğe hazırlanması için araştırmalar yapılan önemli konuların başında gelmiştir. Devletler de çocuk eğitimi için bütçelerinden önemli kaynaklar ayırmaktadır.

Özellikle ülkemizde yaş gruplarına göre okullar yaygın bir şekilde eğitim vermektedir. Ancak bu okullar daha ziyade çocuğun dünyevi hayatını geliştirecek ve biçimlendirecek mesleki formasyonlar kazandıracak tarzda dizayn edilmiştir. Ancak oluşturulan bu eğitim maalesef ülkenin her tarafında aynı kalite ve yetiştirme tarzını yakalayabilmekten oldukça uzaktır. Devlet yaş gruplarına göre okul eğitimini planlamış, bölümlemiş ve uygulamaya koymuştur.

Ancak çocuğun dini hayatı ile eğitimi konusunda gerekli yapılanmayı yapamamıştır. Okul ile birlikte okul dışı kurumlar ki—bunlar başta aile, vakıf, dernek ve farklı oluşumlar—çocuğun dini ve mesleki gelişimine göre programlar üretmekle kendilerini görevli saymışlardır. Dini hayatla ilgili planlamayı genellikle ve yoğunluklu olarak aileler ve dini çalışmalar yapan vakıf ve dernekler yapmakta ve uygulamaktadırlar.

Özellikle okul dışı kurumlarda, çocuklar için gerekli olan hem mesleki, hem de dini bilgilendirmeler birlikte palnlanmakta ve uygulanmaktadır. Devlet okullarında daha ziyade çocuklara dünyevi hayatta lazım olabilecek bilgileri içeren programlar verilmekte, eğitimin sadece bu yönünü öne çıkartmaktadır. Oysa her insanın olduğu gibi çocukların da dini ve kültürel programlara ve bilgilendirilmeye ihtiyacı vardır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri eğitimin bu yönü devlet politikaları gereği hem ihmal edilmiş ve görmezlikten gelinmiştir. Devlet temel felsefe olarak geçmişi ile bağlarını kopartmış, yeni bir nesil, yeni bir gençlik oluşturmayı hedeflemiştir. Bunu da 10. Yıl Marşı’nda “On yılda on beş milyon genç yarattık.” sözleri ile hayata geçirdiğini ifade etmiştir. Laiklik yanlış ve maksadını aşan bir tarzda anlaşılmış, ilerlemenin önünde din ve dini düşünme tarzının olduğu kabulü ile koullarda din derslerinin varlığı sadece isteyenin bilgilendirileceği bir konuma düşürülmüştür. Var olan kitaplar ve programlar ise yüzeysel, içeriği boşaltılmış, tabiat sevgisi, ağaç sevgisi, hayvan sevgisi, telefonla nasıl konuşulur gibi yalın pek de anlamlı olmayan konular din imiş gibi okutulmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır.

Aile ile okul çocuk eğitiminde çatışmaktadır. Aile çocuğunu kendi inandığı ve yaşadığı dini değerler göre biçimlendirmeye çalışırken, okul çocuğu içerisinde dini motiflerin olmadığı devletin resmi laik eğitim politikasına uygun eğitmeyi benimsemiştir. Aile ilk insanın Allah tarafından topraktan yaratıldığı bilgisini çocuğuna verirken okulda insanın evrim sonucu maymundan yaratıldığı anlatılmaktadır. Bu tip temel çelişkiler eğitimin her kademesinde görülebilmektedir. Bu durum ise çocuğun şizofren, melez, zihin dünyasını felç eden bir durumun doğmasına sebep olmaktadır.

Yaratıcı, herşeyin sahibi, güç ve otoritesini kimseyle ve hiçbir varlıkla paylaşmayan Rab ve O’nun insanların uyması için koyduğu dinden bahsetmeyen bir dini eğitim uygulaması kitaplarda ve ders programlarında maalesef yer almamıştır. ( Burada haksızlık da etmiş olmayayım. Bugünkü siyasal iktidarın bir kaç senedir okullarda dini bilgileri veren yeni dersler oluşturduğunu ve içeriği değiştirilmiş kitapların okullarda ders kitabı olarak okutulduğunu  da söyleyeyim.)

Oysa hayat sadece dünyadan ibaret değildir. İnsanın hayatında, dünya hayatı kadar ahiret hayatının da var olduğu ve iki dünyayı birlikte kurma ve inşa etme tavsiyesi Rabbimiz tarafından dünyanın var edilişinden beri tüm insanlara tavsiye edilmiştir.

Hayatın sadece dünya hayatından ibaret olmadığı, ahiret diye bir hayatın da var olduğu temel vurgusuyla her iki hayat ile bilgileri zamanında çocuklara vermek, onları aydınlatmak her kişi ve kurumun öncelemesi gereken temel eğitim çalışmalarının başında gelmelidir.

Biz biliyoruz ki: Dünya hayatı da ahiret hayatı da olmazsa olmazlarımızdandır. Allah kullarından hem dünya hayatının, hem ahiret hayatının iyiliklerinin talep edilmesini  ayetle öğretmiştir.

Dünya hayatı önemlidir. Çünkü insanın ahiret hayatını belirlemektedir.

Ahiret hayatı önemlidir. Çünkü insanın dünya hayatını biçimlendirmektedir.

Dolayısı ile çocuğun eğitimini ikili bir hayata uygun planlamak zorunluluğu vardır.

Çocuğun dini hayatını planlarken;

“Hangi yaşta nasıl bir dinî eğitim?

Çocuk, iman esaslarını nasıl öğrenir?

Çocuklara ibadetler nasıl sevdirilir?”

gibi konularda objektif bir fotoğraf çekip okul öncesinden başlayarak çocukların sosyal ve psikolojik durumları dikkate alarak verilecek eğitimde uygulanacak yol haritasını her anne baba çıkartmalıdır. Çocuklar, anne-babaya Allah’ın verdiği bir emanettir. Bu emanet de anne-babalara büyük bir sorumluluk getirmektedir. Kıyamet günü bu sorumluluklarından hesaba çekileceklerdir. Anne baba kendisine Allah’ın istediği tarzda yetiştirilmesi için emanet ettiği çocuğuna ihanet etmemelidir.

Çocuğu okul öncesinden alarak, çocukluk ve gençlik döneminin sonuna kadar hazırlarken nelere dikkat edilmesi gerekir? Birlikte kafa yormamız gerektiğine işaret etmek istiyorum.

Okul öncesi

  • Okul öncesi çocuk grubunun anne baba bağımlılıkları çok fazladır. Ev onun dünyasının her şeyidir. Anne-babaların üzerlerine düşen en önemli görev, çocuğun sorularına hazırlıklı olmak, hangi yaşta neyi nasıl öğ­retebileceğini öğrenmektir. Anne baba din eğitimi konusunda sağlam bilgilere sa­hip olmalı, çocuğun sorusuna nasıl cevap verece­ğini bilmeli ve hangi bilgiyi hangi aşamada, hangi çerçe­vede öğreteceğinin bilincinde olmalıdır.
  • Bu yaş grubunda ilişkiler sevgi odaklı olmalıdır. Okul öncesi dönem, dini sembolleri sevdirme ve benimsetme dönemidir. Okul öncesinde dini eğitim, çocukların duygusal, sosyal, gelişimlerine uygun verilmelidir. Dini sembollerin, çocukların hafızalarına yer edinebilmesi için bu sembollerin olduğu yazboz kitapları bu dönemde kullanılabilir.
  • Dini sembolleri sevdirirken ödüllendirme yöntemine başvurmayı unutmamalıdır. Cezalandırma bu dönemde asla başvurulmaması gereken bir davranıştır. Oyunla öğretim, bu yaş grubu için en ideal öğretim metodudur.
  • Beş altı yaşlarından itibaren ço­cuğun sorduğu sorular gelişigüzel sorulan sorular değildir. Öğrenmek için­dir. Bu çocuğun kendisine verilenleri almaya hazır olduğuna işarettir. Bu yaşlarda sorulan sorular cid­diye alınmalı gerektiği gibi cevaplandırılmalıdır.
  • Çocuk, okul öncesi gerçekle, gerçek olmayanı ayırt etme imkanına sahip değildir. İleri yaşlarda öğreneceği bilgileri, çabuk öğrensin diye zamanından önce vermemelidir. Bilgiyi çabuk öğreteyim diye çocuğu sıkmak, bilgi hamalı yapmamak gerekir.Çocuğun dini duyguları gelişim sürecine bağlı olarak şekillendirilmelidir.
  • Çocuklara dini bilgileri zorla verme, ibadetleri öğretme çalışmalarında zorlama ve inatlaşma yoluna gidilmemelidir. Çocuk istemediği dini bir faaliyete zorlanmamalıdır.Zihninde baskı ve inatlaşma kalan bir çocuk, dine ömür boyu olumsuz bakabilir, duyarsız kalabilir.
  • Bu dönemde çocuk için model olan kişiler ebeveynleridir. Aile bireyleri sözlerine ve davranışlarına dikkat etmeli kaba, cezalandırıcı, küfürbaz, sözünü tutmayan kişiler olmamalıdır.
  • Çocuğa ihtiyaçları için Allah’a dua etmesi gerektiği öğretilmelidir. Ailede günlük dini ibadetler çocukların yanında, onların gözü önünde yapılmalıdır. Namaz kılarken, dua ederken onların sizinle oynama isteklerine olumsuz tepki vermemelisiniz.

İlk Öğretim dönemi

  • Rol model olan kişiler arasına öğretmenler de katılmıştır. Bu üçlünün sözleri ve davranışları uyumlu olmalıdır. Çocukların dinî duygularını geliştirmek için çabalayanların sözleri, kendi hayatlarında yer edinmeli ve yaşanılır olduğu çocuklar tarafından görülmelidir.
  • Dini bilgiler, öğreticilerin hayatlarına aksetmez ve ibadetlerle derinleştirilmez ve davranışlarında hayat bulmazsa söyledikleri sözlerin tesiri olmaz.
  • Bu yaş grubunda Hak, adalet, haram helal, paylaşım, sevgi, acıma gibi kavramlar öğretilmelidir. Yakın ve uzak çevresinde hissedilen, acının ve sevincin paylaşılması kavratılmalıdır.
  • Eğitimci, bilgileri eğitsel faaliyetlerle kavratabilme çabasında olmalıdır.
  • Eğitimci çocukla vakit geçirirken hiçbir zaman çocuklaşmamalıdır. Çocuğun seviyesine inebilmeli, ancak ölçüyü kaçırıp onun arkadaşı gibi davranmamalıdır.
  • Bu yaşlarda, temelibadetler ve iman eği­timi verilmelidir. Bunda geç kalınmamalıdır.
  • Bu yaş grubunda çocuklar ablalarını, abilerini oldukça sevmektedirler. Bunun için de eğitimci ablanın, abinin sıcak, samimi, içten olması çok önemlidir.
  • Bu yaş grubunda ayda bir, evinizde arkadaşları ile grup içi etkinliği sağlamak amaçlı el becerisi çalışmaları yapılmalıdır. Çocuklar el becerisi dersini oldukça sevmektedirler. Oyun ve eğlence ağırlıklı geçen çocuk günleri düzenlenmeli, bu günlere çocuklar oldukça ilgi göstermektedir. Evimiz kirlenir diye bundan vezgeçmeyiniz.
  • Bu yaş grubunun özelliklerinden birisi de çocukların çok kolay etkilenme özelliğidir. Allah’a inanmanın, Allah’ı sevmenin faydaları, bunlara karşılık da Allah’ın yardımı ve inananlara desteği anlatılmalıdır.

Lise dönemi

  • Gençlik; çocuklukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Gençlik, çocukluk ile erişkinlik arasında bir köprüdür. Genç için çocukluk dönemi geride kalmakla beraber, henüz yetişkin de değildir. Bu yüzden gençlik çağı bir belirsizlik ve arayış devresidir. Yön ve hedefin arandığı, meslek ve ailevi rollerin üstlenilmesi için gerekli kişilik özelliklerinin kazanılmaya çalışıldığı, bireysel hareket etmeye başlanıldığı, bir dönemidir.
  • Gençlik çağı, topluma karışma çağıdır. Bu dönemde genç evden kopar, çevreye yönelir.Gencin kimlik problemi vardır. Bu yaştaki gençlere anlayışla yaklaşılmalı, sert ve kaba davranılmamalıdır.
  • Genç, geçiş döneminde hayallerin, tutkuların, idealizmin, değerler sisteminin etkisindedir. Özgürlük ve özgür davranma arayışı içindedir. Topluma kendini ispatlamak istemektedir. Yaptığı atılım ve girişimlerin engellenmemesini ister. Gençlik dönemi, hareketli bir dönemdir. Bu dönemde gence duyguları hâkim olduğu için acele, düşünmeden, çabucak karar verir. Bu nedenle kolaylıkla yanlış yapma ve hataya düşme ihtimali vardır.
  • Gençlik, enerji dolu ve hareketli bir dönemdir. Genç sahip olduğu enerjiyi harcayabilmek için daha çok harekete ihtiyaç duyar. Birçok meseleyi çözebilecek heyecan, dinamizm ve fiziksel beceriye de sahiptir; kendisine fırsat verildiğinde çok önemli başarılara imza atabilecek yeteneğe sahip bulunmaktadır.Fırsat vermede geç kalmamalıdır.
  • Bu dönem gencin enerjik, atak, hislerle davranma çağı olduğu için isyankar, asi, bilgiçlik taslama duyguları, otorite kabul edilme istekleri ön plandadır. Gencin dinamizminden faydalanmayı bilmeli, fedakarlığı, cömert ve iyi ahlak sahibi olması vurgulanmalı, bu özelliklerin, dine hizmet etmede davet ve tebliğdeki önemi hissettirilmelidir.
  • Bu dönemde ana-babanın öğütlerinden ve karışmalarından usanan genç, kendini dışarı atar. Evinde anlaşılmadığını, kendisine değer verilmediğini, çocuk gözüyle bakıldığını sanan genç için arkadaş grubu bir kurtuluş, bir sığınaktır. İyi arkadaş edinmesini hatırlatmak gerekir. Arkadaş grubunu iyi tanımak ve kimlerle arkadaşlık kurduğunu takip etmek gerekir.
  • Ergenlik çağı gencin sorgulama çağıdır, aynı zamanda bu çağdaki genç yoğun bir değişim sancısı içindedir. Fikirleri, davranışları sık sık değişir. Gençler arasında şiddet, kaba davranış, sert hareketler sıkça görülebilinir. Onlara merhamet, iyilikte yarışma, güzellikle uyarma ve yumuşak davranma öğütlenmelidir. Gencin bu dönemde yardımseverlik, iyilik etme, fedakarlık duyguları da öne çıkar, bu iyi, güzel yönleri ve huyları takdir edilerek övülmeli ve teşvik edilmelidir.
  • Gençler, haz odaklı bir yaşamın içine hızla çekilmektedirler. Sadece bedensel lezzetlerin peşine sürüklenen gençlerde, İslami değerler örselenmektedir.Gençlere her şeyin dünyevi lezzetten ibaret olmadığı, ilahi lezzetleri de düşünmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Dünyevi hazların insanı yanlışa sürüklediği ve genci doyumsuz bir hale getirdiği vurgusu yapılmalıdır.
  • Dini eğitim, bilgi eğitimi kadar duygu eğitimidir. Bilgi yoğunluğundan ziyade, bilginin hayatta yer edinmesini ve yaşanmasını sağlayacak duygu yoğunluğuna dikkat çekilmelidir.
  • Gencin ilahi mesajı içselleştirmesine, sevgi ve ilgiyle destek verilmelidir. Dinin sadece öteki dünya için değil bu dünyadaki işler için gerekli olduğu bilincinde olmaları aktarılmalıdır. Bunun da ilahi emir ve yasaklara uyma, ibadetlerde düzenlilik ve devamlılık, başkalarının hak ve menfaatlerini gözetme ile sağlanabileceğini hissettirmelidir.
  • Gençlerden aynı değerleri paylaşanlarla arkadaşlık kurmaları, birbirleriyle yakın olmaları ve aralarında dostluk kurmaları istenmelidir. Gençlerin, dini, sosyal ve siyasal faaliyetlerde aktif halde olmaları ve öğrendiklerini bu faaliyetlerle sahaya yansıtmaları hatırlatılmalıdır.
  • Gençlere evlerinde, okullarında, sosyal hayatta iyi davranışları ile modellik yapmaları öğütlenmelidir. Dini temsil edenlerin, güzel bir örneklik ve sorumluluk sahibi olmaları gerektiği hatırlatması yapılmalıdır. Komşusunun haklarına saygı gösteren, başkalarının arkalarından konuşmayan, adalet ve sorumluluk sahibi olanlarla dinin daha iyi temsil edilebileceğini, bilginin sözle aktarımı ne kadar önemliyse, davranışlarla da aktarılabileceği ve etkisinin daha güçlü olacağı bilincini aşılamak gerekir. Söz ile yaşayışın birbirlerinin ayrılmaz iki parça olduğu hatırlatılmalıdır. Sözün güç olduğunu ve bu gücün de sözün yaşanılır olmasından kaynaklandığının bilinmesi gerektiğine vurgu yapılmalıdır.
  • Gençlere, önce kendini sonra toplumu değiştirme ve çevresini İslamlaştırma hedefi verilmelidir. Bunun da öğrenenler, yaşayanlar, aktaranlar eliyle sağlanabileceğini sık hatırlatmak gerekir. Gençlere çevreyi değiştirenler biz olacağız fikrini iyi aşılamak ve bu konuda göreve talip olmalarını anlatmak gerekir. Bu bilinç genci diri ve canlı tutar.
  • Gençlere, dini değerlerle donanmış, onları hayat tarzına dönüştürmüş, azim ve kararlılıkla topluma hizmet etmeyi seven, dürüst, dinamik, çalışkan, girişimci, gelişime açık, söz ve iddia sahibi, dünyayı ve ahreti iyi algılamış önder ve öncülerden olmaları tavsiye edilmedidir..
  • İlahi mesajın toplumda yer edinebilmesinin, ancak dini hayat tarzı olarak benimsemiş gençlerin iş ve el birliğiyle onu tebliğ etmeleri sayesinde olacağı prensibi kavratılmalıdır. Dini yaymadaki engellerin ve zorlukların ancak ilkeli, inatçı ve kararlı bir mücadele ile aşılabileceği gençlere anlatılmalıdır.

Sonuç olarak; çocuk sevgisi ile imtihan sorumluluğu dengede tutmalıdır.

Doğurduğumuz çocuklarımızın terbiye edilmesini acaba bizler mi sağlıyoruz, yoksa televizyon, bilgisayar, internet, sokak mı terbiye ediyor düşünmeliyiz.

Çocuklarımızı büyüten bizleriz, ancak eğitenler bizler miyiz?  Kendimizi sorgulayalım.

Çocuklarımızın arasını eşit tutalım.

Ebeveynlik haklarımızı iyi ve yerinde kullanalım!

Siz siz olun, ebeveynlik haklarınızı başkalarına devretmeyin.
Devrettikleriniz sizin gibi düşünmez  ve yetiştirmez.

Çocuğunuzun çevresinde, okulda ve sokakta sizin düşüncenize uygun olmayan bilgilere karşı donanımlı mısınız? Kendinizi sürekli kontrol etmelisiniz.

Kendi sorumluluklarımızı yerine getirmeden çocukları asla suçlamayalım.

Çocuklarını okul için uykusundan kaldıran anne baba, acaba sabah namazı için neden kaldırmaz düşünmelidir. Namaz saatinde, biraz daha uyusunlar dediğiniz çocuklara anne baba olarak en büyük kötülüğü yapmaktasınız. Okula giderken uykudan kaldırdığın çocuğunu namaza kaldırmıyorsan  kendini sorgula. Çocuğunu kendi suçuna ortak etme. Allah’ın en iyi şekilde koruman  için sana emanet ettiği çocuğuna ve emanet bırakan yüce yaratımıza ihanet etme.

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder