BATMAN V SUPERMAN : DAWN OF JUSTICE İNCELEMESİ

Furkan Rıza Demirel Sinema Kas 08, 2016 0 Yorum

Furkan Rıza Demirel

batman-superman

 

Batman ve Superman’in bir arada bulunduğu bir film için izleyiciler yıllardır merakla bekliyor. Batman and Robin filminde ‘’İşte Superman bu yüzden yalnız çalışıyor’’ cümlesini duyduğumuzda, Superman Returns filminde Superman’in Gotham semalarında uçtuğu haberini aldığımızda ve Will Smith’li I am Legend filminde, kıyamete uğramış dünyadan geriye kalan bir Batman-Superman filmi afişi gördüğümüzde hep bir beklenti içine girdik. Hatta Christian Bale ve Brandon Routh’un oynayacağı böyle bir filme kesin gözüyle bakanlar bile vardı ki, hayran yapımı afişlerini internette bulabilirsiniz. Fakat Brandon Routh çabucak gözden düştüğünde,bile böyle bir proje gerçekleşmemiş oldu. Sonrasında ise Henry Cavill’in artık yeni Superman olduğu Man of Steel filmi geldi. Ki filmi beğenen veya beğenmeyen birçok kişi Henry Cavill’in rolü taşıyabildiğine hemfikir oldu.

 

Man of Steel gişede bekleneni vermiş olacak ki, daha o filmi sindiremeden bizi oturduğumuz yerden fırlatan bir haber duyduk; Batman ve Superman aynı filmde buluşacaktı. Superman’in kim olacağı belliydi. Peki ya Batman kim olacaktı? Gözler ilk başta Christian Bale’ye odaklandı, Batman rolü için bazı insanların fikrince başkası bile düşünülemezdi. Hatta bu sefer, önceden nasıl Brandon Routh ile Christian Bale’yi yan yana getiren afişler çıktıysa bu sefer de H. Cavill ile C. Bale yan yana getirildi hayran yapımı posterlerde. Fakat bir zamanlar ortalıkta dönen ve Christian Bale’ye rol için teklif gittiği ama bunu reddettiği haberi de daha sonra kendisi tarafından yalanlandı. Rol için bu sefer bir kesim Michael Keaton’u önerdi, hatta bir ara işlerin ciddiye bindiğini bile düşündük. Tabii Josh Brolin ile görüşüldüğü söylentileri de gün yüzüne çıkmaya başladığında ayrı bir heyecan yaşamadık değil, ki şahsi kanaatimce Bruce Wayne/Batman rolünün üstesinden hayli hayli gelebilirdi. Ama bir sabah uyandığımızda, rol için seçilen ismi öğrendik; Ben Affleck.

 

Herkes birden afalladı, akıllara ilk gelen film de Daredevil oldu. İmza kampanyaları başlatıldı, hayran isyanları sosyal medyada yankılandı. Fakat ne Zack Snyder ne de stüdyo geri adım attı. Tüm kötü şeylerin sorumlusu sanki Ben Affleck’ti. Hatta öyle ki George Clooney dönemi Batman’i bile‘’Yoksa iyi miydi?’’ diye insanların aklına gelmişti. Sonrasında seçilen her oyuncu ise ayrı bir tartışma konusu oldu, Aquaman olsun, Lex Luthor olsun ve özellikle Wonder Woman olsun, hepsi ayrı ayrı tartışmalara ve bölünmelere sebep oldu. Kolay değil, yılların beklentisiyle her şey mükemmel olsun isteniyordu. Sonraki süreçte de Batman’in giyeceği kostümden, Gal Gadot’un zayıflığına kadar hem gerekli hem gereksiz oldukça tartışmaya girildi. İlk görseller gelmeye başladığında, Zack Snyder’in tıpkı Superman kostümünde yaptığı gibi Batman kostümünde de değişikliğe gittiğini gördük ve bu en çabuk benimsenen şey oldu da diyebiliriz. Sonrasında gelen fragman ve Helenistik dönemden fırlamışçasına bir Superman heykelinin üzerinde yazan ‘’Sahte Tanrı’’ ifadesini gördüğümüzde ise beklemek daha yolun başında zorlaşmıştı. Sonrasında gelen her bir fragman ve görselle heyecanımız bir kat daha yükseldi ve bugün de artık bu uzun bekleyiş son buldu.
İlk önce açılış sahnesiyle başlamak istiyorum, ki filme daha en baştan böyle bir başlangıç yapılmasını açıkçası beklemiyordum. Ben, Bruce Wayne’nin ebeveynlerinin öldürüldüğü sahneyi daha çok ortalarda olur diye düşünmüşken, daha başından film çok farklı bir tonda başladı. Süper kahraman veya çizgi roman uyarlamalarının klişe açılışlarından çok daha etkili bir sahneydi. Tabii bu sahnede göreceğimiz şeylerden birisi de ‘’The Mark of Zorro’’ afişiydi ki, o olmazsa zaten olmazdı. Yine giriş sahnesinden devam etmek gerekirse, Tim Burton, Christopher Nolan gibi yönetmenlerden de aynı sahneyi izleme şansımız olduğundan ve bu yüzden karşılaştırma yapabileceğimizden dolayı neden bu kadar çarpıcı olduğunu biraz dillendireyim. İlk başta o kadar şiirsel bir anlatım yaratılmış ki, diğer yönetmenlerin tarzından farklı olduğunu çabucak hissettiriyor.Bunun yanında sanıyorum ki ilk defa Thomas Wayne’yi bir direniş sergilerken görüyoruz ölmeden önce. Çizgi romanlarda veya Batman Begins filminde Nolan tarafından resmedilen bir Thomas Wayne’den çok uzak bir portre olmuş. Bunun yanında küçük Bruce’un mağarayı keşfediş sahnesi de çizgi roman uyarlaması bir film açısından oldukça başarılı bir sahneydi.

zack-snyder-reveals-batman-v-superman-r-rated-cuts_268x

Giriş sahnemizin ardından Dünya’nın Superman ile tanıştığı anlara, yani Kriptonlularla yaşanan savaşın son anlarına atlıyoruz. Fragmanlardan da bildiğimiz üzere, General Zod’un gözlerinden çılgıncasına ışınlar fırlattığı binamız Bruce Wayne’ye ait ve bu binanın içinde yaşananlara kısaca tanık olma fırsatımız oluyor. Bu şekilde Man of Steel filminde en çok eleştirilen koca bir şehrin yıkımına tekrardan şahit oluyoruz, hepsine olmasa da, sivil gözden savaşın sonuçlarını izliyoruz. Zaten Bruce Wayne’nin hikaye akışına girmesi de bu sayede gerçekleşiyor ve iki kahramanın da birbirine karşı dolmaya başlamasının da ilk halkası atılıyor. Bu kısımları konuşmuşken söylememek olmaz, kullanılan müzik Hans Zimmer’in bir önceki film için yaptığı müziklerin hemen hemen aynısı. Yani müzikle sahneler arasında da bağlantı sağlanmış.

 

Tekrardan zamansal bir ilerlemeyle bu sefer on sekiz ay sonrasına geliyoruz. Bir Afrika ülkesine röportaja gelen Lois Lane ve terörist bir grupla karşılaşıyoruz. Zaten başında Superman’in geleceği aşikar bir sahne. Yani klişenin içine koşar adım gittiğimizi düşünürken, Superman gelmeden önce gerçekleşen bir olay en azından yönetmenin bu tarz bir yanılgıya düşmediğini gösteriyor. Gerçekleşen olayın da Superman’e karşı komplo olduğunu çok geçmeden fark ediyoruz. Bir önceki filmde çok ağır eleştiri alan konu olan, yukarıda da bahsettiğimiz koca bir şehrin yıkımının günahı bu filmde çıkartılıyor. Yani bir önceki filmde eleştirilen ne varsa bu filmde yanıt bulmuş. Filmin genel gidişatında Superman, hep ilk filmin kaldığı yere dönmek zorunda bırakılıyor ve savaşın sonuçları hep tokat gibi yüzüne çarpıyor.

 

Batman ile tanışmamız da çok uzun sürmüyor elbette. ‘’Beyaz Portekizli’’ isminin peşinden giden Batman, bu amaçla bir kişiyi sorgularken karşımıza çıkıyor ve karanlıklarda gizlenen Batman, ilk görüşünde merak uyandırmaya başlıyor. Her ne kadar polislerin Batman’in yanında olduğu söylense de, polisimiz Batman’e ateş ediyor. Fakat Clark Kent, polisin de Batman’in yanında olduğu konusunda ısrarcı ve gazetelere konu olan sorgulama biçimini –suçluları yarasa sembolüyle damgalaması- tasvip etmediğini fazlasıyla belli ediyor; suçlumuz her ne kadar hak etse bile. Fakat bir sahnede Perry White’ın Clark’a verdiği ‘’Gotham’da suç dalgası… Su ıslakmış…’’ tepkisi aslında Gotham’ın ne kadar pisliğe batmış olduğunu özenle vurguluyor. Ayrıca yukarıda bahsettiğim gazete haberi ile de kahramanlarının birbirine karşı vaziyet almasındaki ikinci halka olarak ekleniyor.

 

Bir yandan da televizyon oturumlarında Superman hakkında tartışmalar yapılmakta. Her kafadan sesler çıkmakla birlikte, herkes konuyu farklı bir yönden ele alıyor. Tabii bu programların birinde karşımıza ufak bir replikle Neil deGrasse Tyson çıkıyor mesela, ki kendisi ünlü bir astrofizikçi olmakla beraber ülkemizde Cosmos : A Spacetime Odyssey belgeseliyle bilinir. Ayrıca biraz sonrasında Vikram Gandhi karşımıza çıkıyor ve soyadına atıf yapılırcasına, Superman’in kurallara tabi tutulmaması gerektiğine vurgu yapıyor. Yine aynı dakikalarda birkaç önemli kişi daha gözümüze kolaylıkla çarpıyor. Ayrıca bir önceki filmden hatırlayacağımız –bu kurgusal bir  kişi olsa dahi- Glen Woodburn de öyle. Anlayacağınız, Dünya dışından gelen bir yaşam formunun varlığı hem siyasi hem bilimsel hem de toplumsal açıdan irdeleniyor, ki aslında filmin en önemli artısı da burada. Çizgi romanlarda veya Superman’in önceki film ve dizi deneyimlerinde kolay kolay karşılaşmadığı bir durum bu (en azından ilk ortaya çıkışında). İşte bu yüzden film kendini daha somut ve gerçekçi insan profiline sahip bir dünyaya yerleştiriyor.

 

Bu noktada, Lex Luthor’un da boş durduğunu söyleyemeyiz. LexCorp’un yöneticisi olarak gücünü sonuna dek kullanmada oldukça başarılı. Ayrıca Superman konusundaysa oldukça takıntılı. Bu yüzden onu durdurmak için şirketinin bilimsel araştırmalarını kullanmanın yanında siyasi olarak da –paradan gelen- gücünü kullanıyor. Hemen burada keserek başka bir konuya değinmek istiyorum; kriptonit.  Az önce de söylediğim gibi, önceki filmle bağlarını sıkı kuran film bu noktada da önceki filme yönlendiriyor bizi. Hatırlarsanız General Zod ve beraberindekiler ‘’Dünyalaştırma Motoru’’ yöntemiyle Dünya’yı Kripton haline getireceklerdi ve bir süre bu cihaz aktifti, ta ki Hint Okyanusu civarlarında Superman tarafından durdurulana dek. Rotamızı aynı bölgeye çevirdiğimizde de motorun bıraktığı izleri görebiliyoruz ki, o da ufak tefek de olsa işlem yerini bulmuş ve torak yapısı değişmiş. İşte filmimizdeki kriptonit de bu şekilde karşımıza çıkıyor. Ve ufak tefek birkaçının dışında, en büyük parça da okyanusun dibinden çıkartıldığında Lex, bunu A.B.D.’ye sokmak için Senatör Finch’ten yardım istiyor. Fakat fragmanlarda bize düşündürtülenin aksine Senatör Finch buna pek sıcak bakmıyor. Hatta Lex’in manipülasyonlarına en dayanıklı karakterlerden biri olmuş diyebiliriz. Ama Finch’in direnmesi pek bir fayda etmeyerek Lex istediği ayrıcalıklara, yani Zod’un cesedine ve Metropolis’e düşen Kripton gemisine erişim hakkını alıyor. Fakat gördüğümüz gibi Superman konusunda takıntılı ve nedense insan ilk başta bu takıntının sebebini kolayca fark edemiyor. Sona saklanmış bir sürpriz diyebiliriz. Yine Lex Luthor’un olduğu yerde mutlaka kötü baba-oğul ilişkileri olduğunu düşünürsek, bu filmde de tek cümleyle de olsa bu pas geçilmemiş.

 

Lex Luthor’un babası demişken, malum sahnede Lex babasının Doğu Almanya’da doğduğunu ve mecburen lider geçitlerinde çiçek salladığından bahsediyordu. Her nedense sosyalist rejimler ne kadar yıkılmış olursa olsun mutlaka hedef tahtasına oturtuluyor, hatta Lex’in ağzından uzaylı tehlikesinin de buna eşdeğer olduğuna yorulacak cümleleri işitiyoruz. Tabii bu siyasi yön Nolan’ın Batman kötü karakterlerinde olduğu gibi bir karakterde hayat bulmadığından, yani göze sokulmadan yapılmış olması bir nebze kabul edilebilir oluyor. Fakat Lex Luthor karakterinde yapılmış olan bir değişiklik kolayca dikkati çekiyor. Önceden hem film olsun hem de dizide olsun Lex Luthor’un o buram buram kapitalist yanını görebilirdik. Mesela Gene Hackman-Kevin Spacey’in Lex Luthor’u arazi sevdalısıdır, Lois and Clark dizisinde izlediğimiz Lex, Superman’e yenilmesinin sinirini yaşarken şirketin kar ettiğini duyunca sevinen biridir. Fakat bu filmden Lex Luthor’un bu özelliği silinmiş, hadi silinmiş demeyelim de hiç görünmeyecek şekilde törpülenmiş. Elbette bu farkında olunarak yapılmış bir değişiklik.

Filmin ilk yarısı ‘’Beyaz Portekizli’’ arayışındaki Batman’in onu bulmasıyla bitiyor. Şunu söylemeliyim ki, ilk yarı boyunca da hem sürprizlerle karşılaşıyoruz, hem de bol bol göndermeyle. Başta ilk sürprizimiz Anatoli Knyazev yani KGBeast.Film boyunca bir Afrika’da bir yasadışı dövüş organizasyonunda gördüğümüz bu karakter, Batman #417 sayısından beri sık sık gördüğümüz bir karakter ve filmin neredeyse son yarım saatine kadar da mevcut, yani filmimizin Lex Luthor haricindeki bir kötüsü de o. Yukarıda her ne kadar siyasi değişimden bahsetsem de, Lex Luthor’da tek değişen bu değil. Karakter neredeyse komple değişmiş vaziyette. Sildikleri özelliklerin yerine koydukları özellikler Lex Luthor’u bambaşka bir noktaya taşımış, nevrotik yapısı ve buna uygun mimikleri ve jestleriyle, olağanüstü manipülatörlüğüyle Lex Luthor şimdiden birçok kişinin favorisi oldu bile. Batman ise çok çok değişmiş, değişmesi de çok iyi olmuş.
İkinci yarıya geldiğimizdeyse aksiyonun içine dalıyoruz. O kadar hızlı ve çok şey oluyor ki, hepsine değinmek elbette mümkün değil. Ancak bu yarıdan itibaren de kurulan evrenin ilginçliği gözümüze çarpıyor. Ancak bir noktadan değinmeye başlarsak o da Lex’in Kripton gemisinin detayları keşfetmesi olabilir. Kripton dediğime bakmayın, bu gemi kısa süreli bir Yalnızlık Kalesi işlevi gördü ilk filmde Superman için. İşte bu yönüyle Zack Snyder’ın (aslında senaristlerin) eski filmlerden bazı hususları direkt aldıklarını görüyoruz. Mesela Superman II filminde Lex Yalnızlık Kalesi’ne uğruyor ve birtakım bilgiler ediniyordu, Superman Returns filmindeyse yine Lex aynı şekilde Yalnızlık Kalesi’ne gidiyor ve oradan edindiği bilgilerle neredeyse yeni bir kıta yaratıyordu. Batman v Superman : Dawn of Justice filminde işler değişmiş mi? Hayır, yine aynı kurgu mevcut. Lex buradan edindiği bilgileri tekrar Superman aleyhine kullanıyor. Bana kalırsa bu kurguyu seneler sonraki bir yeniden çekimde tekrar görürüz, buraya yazıyorum.

 

Bu kadar bekleyişin ardından söylemek gerekir ki, Ben Affleck artık yeni Batman. O kadar endişeye rağmen rolün hakkını vermiş.Diğer hakkı verilmesi gereken oyuncu da Jesse Eisenberg. Senaryoda yazılan Lex Luthor’u başarıyla oynamış, nevrotik ruh halini başarıyla yansıtmış. Gal Gadot ise kısa bile olsa Wonder Woman performansıyla şu an gayet benimsenmiş durumda, yine de 2017’de gelecek solo filminde değerlendirmek daha doğru olacaktır sanırım. Henry Cavill mi? O zaten Superman.

 

Final sahnesindeyse Superman’in canlanacağının sinyali verildi. Kimileri buna çok şaşırmış ve isyan etmiş de, ne bekliyordunuz ayıptır sorması? Çizgi romanlardaki hikayede ölüp yeniden dirildiği artık sır değil. Yani ne kadar isyan etseniz de, bugün uyarlamaların çoğunda bu var; öldü zannedilip geri gelmesi. Bunu sonunda belli etmiş olması mı sıkıntı? Bence pek sayılmaz. Çünkü geri dönüş hikayesinin nasıl uyarlanacağı çok önemli. Darkseid’in bu geri  dönüşte bir parmağı olacak mı, geri dönüş için ayrı bir solo Superman filmi çekilecek mi, beraberinde tıpkı çizgi romandaki gibi koca bir Superman ailesiyle mi gelecek? Ben boşuna demiyorum erken oldu diye, erken olması sıkıntı ama ölmüş olmasını ve geri dönecek olmasını sıkıntı edenler, bence etmeyin.

1831956011-batman-v-superman-dawn-of-justice-wallpaper-coming-soon

 

Darkseid geliyor. Bundan kaçış yok. Zira final konuşmalarında Lex Luthor bunu isim vermeden ama apaçık söyledi. Ama bunun için daha bir erken. Yani Justice League filmi için daha başka düşmanlar bulunabilir. Daha ilk birkaç filmden böylesine bir karakteri harcamak yazık olur.

Sonuç olarak film geçmişiyle sımsıkı bağlar kuran bir film, karanlık atmosferi ayrı bir cezbedici bir çizgi roman uyarlaması için.,özellikle sinemada hayalkırıklığına uğrayanlar bu ekstra eklenmiş 30 dakika ile filmden büyük bir haz alacaklardır.Geçmişiyle kurduğu sıkı bağlar kadar da geleceğe çok fazla açık kapı bırakan bir film olduğunu da eklemeyi unutmayalım. Eğer bir puan verecek olursam, on üzerinden sekiz buçuk ile bu filmi uğurlayabilir ve Justice League’yi beklemeye koyulabiliriz.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder