casino maxi

Batı İlerlemeci Aklın Vakıf Kültürümüze Etkisi

Düşünce Ara 11, 2014 0 Yorum

 

Hayırlara vesile… İçerisinde bulunduğumuz zaman ve mekânları, medeniyet anlayışlarının son hali olan mimari ile idrak etmeye alışkınız. Aldığımız rendeleyici, insanı yine kendisinden ayıran, eğitim gördüğü alanlarda tarih adına ‘’taştan yüzler’’ gören bir nesil olarak, mimari üzerinden medeniyet algılama ve okuma çabamızın yetersiz olması malumunuz. Teknik olarak mimari harikası eserlerimizin yanı sıra bu eserlerin ortaya çıkmasında ki akıl, esas olandır. Nitekim medeniyetlerin kurucu unsuru olan akıl, şeklen değil, değerler olarak belirmiştir. Kaynağını Kur’an ve sünnetten alıp, ıslah etme yolunu kendi politikası olarak belirlemiş Osmanlı toplumu, kendi kurumsallaşmasını bugünün modern algılayışında küçük görünen ancak, sonuçları itibari ile kurucu unsur sayılabilecek vakıf kültürü üzerinden sağlamıştır. Bu hakikatleri görüp, bunlar üzerinden bir sorgulamaya gitmek, çeşitli alanlarda taşları yerine oturtacaktır.

İbn-i Haldun’un umran olarak nitelediği oluşumunu, insanın yaşamından yola çıkarak tasvir etmiştir. Çocukluk dönemi, Gençlik Dönemi, Olgunluk-Yaşlılık Dönemi… Mimari bu dönemler içerisinde, olgunluk dönemi içerisinde yer alan bir alandır. Bu mimari eserlere, şekli itibari yerine altında yatan akla bakarak bir okuma yaptığımız da, ıslah ediciliğin, birey toplum ilişkisinin, peygamber efendimiz (s.a.v) emrolunduğu vahyin esaslarını yerine getirirken kullandığı metodu (nebevi yöntem) görürüz.

Osmanlı vakıf kültürü olarak nitelediğimiz, Osmanlı halkının bu politikası, Osmanlı için o kadar önemli bir unsur haline gelmiştir ki, Osmanlı medeniyeti bir ‘’Vakıf Medeniyeti’’ olarak anılmaya başlanmıştır. Ancak, burada ki aklı anlamaya çalıştığımızda yine önümüze, doğru anlamlandırmaya engel çeşitli unsurlar belirmeye başlar. Bu ise vakıf kültürünün, ilerlemeye vesile olan yapılar olarak görülmesidir. Bu da 21. YY Türkiyesi’nin ilerleme anlayışının, Osmanlı Vakıf Kültürü’nü anlama ve uygulama açısından son derece vahim bir yanlış, bazıları için ise kullanılmaya hazır bir silah olarak kullanılmasına yol açmıştır.

Bugün dünyada hâkim olan modern ilerleme anlayışı, kazanımı yine bu dünyada vaat eder ve dikey hedefleri ilerleme olarak gösterir. Ancak, bu sorun konumuz olan vakıf kültürüne yansıması, kurulan yeni vakıfların, ıslah edici unsurundan öte araçsallaştırılmasına, dikey hedeflere ulaşılmasında bir basamak olarak görülüp, genel ve en net tabiri ile ruhuna ve var oluşuna aykırı bir mesele haline dönüşmesine sebebiyet verir. Bu anlayış, Müslüman bireyin, karakterine de yansımaktadır. Sorunların çözümünde başvurulacak materyallerin ve kurumların belirlenişinde hâkim olan akıl çoğu zaman modern batı ilerlemeci aklıdır. En basit ifadelerle, ailesinin ihtiyaçlarını gidermek yerine, protestolara katılmaya öncelik veren gencin yaşadığı tam da bu cinsten bir travmadır. Çünkü İslam’ın ıslah ediciliğinde ki metod, insanın önce kendisinden başlayıp, aynı değişimin ailesi için de gerçekleşmesi gerektiğini umup, sonrasında tebliği ailesine ve çevresine yayması gerçeğinden hareketle, gittikçe büyüyen bir halka şeklinde ifade edilen bir önceliğe sahiptir. Bu da Osmanlı vakıf kültürünü şekillendiren ana unsurdur. Osmanlı’da kurulan vakıfların amaçları adeta bu konuda bizlere değişim için yapılan ıslahın başlangıç noktasını işaret etmektedir. Örneğin, Yetim Çeyizi Donatan Vakıf, Suyu Soğutan Vakıf, Helva Dağıtan Vakıf, Sakatlanan ve Hastalanan Göçmen Kuşlarını Tedavi Eden Vakıf… Bu örneklerden anladığımız, insanın cüzi iradesi ile çevresine duyarlı şeklinde kullanılan içi boşaltılmış ifadeler yerine, ıslah edicilik anlayışını hayata geçirmesinin yollarını bu vakıflar üzerinden inşa ettiği olmalıdır. Bu ise, vakıf kültürünün ilerleme gayesi gütmediği, toplumun ıslah edilmesinin önceliğini yani yatay düzlemde ve derinlemesine bir ıslahın hem yönünü hem metodunu gözler önüne sermektedir.

Bu anlayışın çöküşünün aşamalarını en iyi anlatan tanımlamalardan biri Arnold Toynbee’ye aittir. Toynbee ‘’Medeniyet açısından siyasi parçalanmayı dikey, içten çözülmeyi yatay parçalanma’’ olarak algılar. Bu açıklama, değişimin ve gelişmenin yönünün toplumsal olduğunun tersten bir ifadesidir. Nitekim yüce Allah (c.c) Kur’an’da Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.  (Diyanet Vakfı Tercümesi Ra’d 11) buyurmuştur. Kurtuluşu kendinde aramayan Müslüman bir topluluk için bundan öte bir rehber yoktur. Islah için toplumun değişmesi ana meselemiz olmalıdır.

 Mustafa Fatih Yavuz

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder