casino maxi

Bangladeş; “Müslümanlar Daracağında”  

Siyaset Haz 13, 2016 0 Yorum

Bangladeş, üç tarafı Hindistan ile ve bir kısmı da Burma (Myanmar) ile çevrili, Hint Okyanusu’na kıyısı olan bir Güney Asya ülkesidir. 160 milyonu aşkın nüfusuyla Dünya’nın en kalabalık yedinci ülkesi olan Bangladeş aynı zamanda Dünya’nın en yoksul ülkeleri arasındadır. Ülke nüfusunun %98’ini Bengalîler,geri kalanını da diğer etnik unsurlar oluşturmaktadır. Bangladeş ayrıca Dünya’nın en fazla Müslüman nüfusa sahip ikinci ülkesidir. Ülke nüfusunun %89,5’i Müslüman, %9,6’sı Hindu’dur. %0,9’u da diğer inançlara mensuptur.

Müslüman tüccarların 10. Yüzyılda Güney Asya’ya ulaşmalarıyla birlikte bölge İslamlaştı. İngilizlerin Babür Şah Devletini yok ederek bölgeyi sömürgeleştirene kadar, bugün Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in bulunduğu bölge tamamı ile Müslümanların idaresinde idi. Bölgedeki İngiliz sömürüsünün 1947 Ağustos’unda resmi olarak sona ermesiyle birlikte ortaya Hindistan ve Pakistan diye iki ayrı devlet ortaya çıktı. 1971 yılında Pakistan da kendi içinde, arada 1,600 km. Hindistan toprağı bulunan, iki bölgeye ayrıldı: Batı Pakistan (Pakistan) ve Doğu Pakistan (Bangladeş).

Pakistan’ın yönetim merkezi Batı’daydı. Buna karşılık nüfusun büyük bir kısmı Doğu’da yani bugünkü Bangladeş topraklarında bulunmaktaydı. 1948’de Pakistan yönetiminin Urducayı ülkenin tek resmi dili olarak kabul etmesi ve diğer dillerin konuşulmasını yasaklamasıyla birlikte ülkede Bengal milliyetçiliği yükselişe geçti. Yasaklanan diller içinde 150 milyon Bengali’nin kullandığı Bengalce de vardı ki bu dil, resmi dil olan Urducadan daha fazla kullanılıyordu. Yönetimin Batı Pakistan’da toplanması ve Doğu’nun açık bir şekilde ekonomik, siyasi ve sosyal projelerden mahrum bırakılması son olarak da Bengali dilinin yasaklanması ülkede protesto gösterilerini ateşledi. Protestoları yasaklayan hükümet, 21 Şubat 1952’de bu yasağa aldırmayan üniversite öğrencilerine ateş açtı. Dakka Üniversitesi öğrencilerinden bazılarının öldürüldüğü bu müdahale, Dünya kamuoyunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Tepkileri hafifletmek için geri adım atan Pakistan hükümeti Bengalce’yi resmi ikinci anadil ilan etmek zorunda kaldı ve katliamın gerçekleştiği 21 Şubat 1952 tarihli bu olay “Bengal Dil Hareketi” şeklinde kayıtlara geçti. Hareketin liderleri arasında, 2012 yılında Avami League Partisi tarafından “savaş suçu işlemekle” yargılanıp 92 yaşında cezaevinde yaşamını yitirecek olan Cemaati İslami Lideri Prof. Dr. Gulam Azam da vardı.

 

1970 yılında yapılan genel seçimlerde Doğu Pakistan’daki 169 sandalyenin 167’sini Mujibur Rahman’ın partisi Awami League (Avami Partisi) kazandı. Bu sayı aynı zamanda Pakistan parlamentosunun da çoğunluğunu teşkil etmekteydi ve hükümet kurmak için yeterli çoğunluğu sağlıyordu. Pakistanlı yöneticilerin ve generallerin bu durumu kabullenememeleri üzerine 3 Mart 1971’de Mujibur Rahman tarafından ulusal grev ilan edildi.

26 Mart’ta Pakistan ordusu “ayrılıkçı Bengalilere” karşı operasyon başlattı. Bu operasyonlarda siviller sistematik olarak hedef alındı. Pakistan Ordusu, isyanı örgütlemekle suçladığı 200 Bengalli aydını infaz etti. Hindistan, binlerce mültecinin kendisine sığınmasını gerekçe göstererek Pakistan’a karşı savaş ilan etti. Hindistan’ın askeri ve diplomatik yardımlarıyla desteklenen Bengallilerin 95.000 Pakistan askerini esir alması, savaşın bitmesi ve Pakistan’ın kesin mağlubiyete uğraması anlamına gelmekteydi. Pakistan yönetimiyle birlikte geçirilen 25 yılın ardından, Aralık 1971’de başlayıp 9 ay süren kanlı çatışmalar sonucunda, Hindistan’ın da büyük yardımıyla, Bangladeş bağımsızlığını ilan etti.

Geçici Cumhurbaşkanlığının ardından Başbakanlığa getirilen Mucibur Rahman, ülkeyi yeniden imar etmeye başlar. Kurulan bu yeni devletin yöneticileri bir yandan savaş suçluları ve muhaleflerle uğraşırken diğer yandan da devleti sekülerleştirme faaliyetlerine girişir. Mucibur Rahman ayaklanmadaki önderliği ve milliyetçi reflekslere cevap vermesi neticesinde doğal lider olmuştu. 1972’de kabul edilen yeni yasalarla birlikte İslami olan her şey yerini seküler olana bıraktı. Demokrasi, sosyalizm, sekülerizm ve milliyetçilik yeni yasaların temelini oluşturdu. Ülke 1974’de kıtlık sebebi ile 100.000’e yakın insanını kaybetti. Mucibur Rahman, devlet yönetiminde yetersiz görülmeye başlandı ve hakkında yolsuzluk iddiaları gündeme gelmeye başladı. Destekçileri bir hayli azalan Mucibur Rahman, Pakistan ile ilişkilerini düzeltmek için uluslararası İslami kuruluşlara üye olarak, savaş suçlularını affetti.

‘’Suçum Allah’tan başkasına kulluk etmemekti… Bize kulluk et dediler… Ben de asın dedim!’’

Abdulkadir Molla

Avami Partisi’nin Cemaat-i İslami’yi Tasfiye Operasyonu:
“Bağımsızlık Sürecinde Savaş Suçu İşleyenlerin Yargılanması”

1971 Ayrılma Savaşı boyunca gerek Bangladeş Cemaat-i İslami gerekse diğer Müslüman gruplar “Tek bir Pakistan” ilkesini benimseyerek ayrılmaya karşı çıkmıştı. Karşı çıkışları ise tamamen ideolojik bir yaklaşımdan ibaretti. Ayrışmaya karşı çıkanların tezlerine göre bölgede parçalanmış bir güç olarak Müslümanların etkisi ve gücü tek bir devletinkinden daha az olacak ve bu bölünme siyasal olarak bölgedeki Müslümanları olumsuz etkileyecekti. 1972’de bağımsızlığın ilanından sonra Bangladeş’te, ayrılık savaşına karşı çıkanları ve Pakistan ordusuyla ilişkileri bulunanları yargılamak için özel mahkemeler kurulur ve birçok kişi tutuklanır. Ancak 1973 Kasımında (öldürme, tecavüz ve kundakçılık gibi ciddi suçlar hariç) genel af ilan edilerek tutuklananların ve suçlananların çoğu beraat etti. Bu tarihten itibaren hiçbir Cemaat üyesi savaş suçu ile suçlanmadı. 1975 yılında Mucib, bir grup genç subayın darbesi sonucunda, iki kızı dışında aile fertleriyle birlikte öldürüldü. Yönetim, askeri vesayete geçti. Bu gelişmeden itibaren Bangladeş de tıpkı Türkiye gibi darbelerle gündeme gelen bir ülke halini alır. Uzun bir süre ülkede istikrar ortamı sağlanamaz ve Avami Partisi’nin başını çektiği sekülerizmi savunan grupla Cemaat-i İslami’nin başını çektiği İslami çevre zamanla çatışır duruma gelmişti.

2009 yılındaki seçimlerde Şeyh Hasina Vecidi’nin liderliğini yaptığı Avami Partisi seçimleri kazandı. Bangladeş’in öldürülerek darbeyle görevinden uzaklaştırılan kurucu başkanı Mucibur Rahman’ın kızı olan Hasina Vecidi, seçim propagandasını 1972’deki Bangladeş Bağımsızlık Savaşı’nda Bangladeş’e ihanet eden savaş suçlularını yargılama üzerine bina etmişti. Hasina Vecidi, 2010’da BM Genel kurulunda yaptığı konuşma ile yargılamalara başlayacağını uluslararası camiaya duyurdu ve destek bekledi. Hasina’nın kast ettiği ve hain yakıştırması yaptığı topluluk şüphesiz ki Cemaat-i İslami idi. Oysa 2009’a kadar seçim çalışmalarında birlikte çalıştıkları, koalisyon kurdukları dönemler de olmuştu. Ancak Avami Partisi iktidarı ele geçirdiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Geriye dönüp bgakıldığında 9 ay süren ve Hindistan’ın müdahalesiyle sona eren iç savaşın ardından Bangladeş kesin bir şekilde Pakistan’dan ayrılmış ve Doğu Pakistan olarak adlandırılan yerin adı artık Bangladeş olmuştu. Ülke imar edilirken 1975’de tüm davalar sonuçlanmış ve genel af ilan edilerek tutukluların tamamı salıverilmişti. 2009 senesine gelindiğinde ise Bağımsızlık Savaşı’nda işlenen savaş suçları Mucibur Rahman’ın kızı Hasina Vecidi’nin genel başkanlığını yaptığı Avami Partisi tarafından yeniden raftan indirildi. 1972’de birçoğu öğrenci olan ve Cemaat-i İslami’ye üye dahi olmayan insanlar bugün savaş suçu işlemekle suçlanarak hapsedildi ve birçoğu idam ile yargılandı/yargılanıyor.

1972’de Pakistan ile yaşanan savaşı sulh ile çözme taraftarı olan ve ayrılığın iki tarafı da zayıflatacağını düşünen Cemaat-i İslami ve ülke içerisindeki diğer pek çok cemaat birleşik bir Pakistan üzerinde karar kılmıştı.

Avami Partisi’nden sonra Bangladeş’de örgütlü siyaset yapan Müslümanlara ait en güçlü parti Cemaati İslami’ye aitti. Cemaat, ülkede birçok noktada tebliğ faaliyetleri yürütüyor, gençlik organizasyonları oluşturarak bölgenin genç nüfusunu eğitiyor ve Bangladeş’in İslamlaşması için yoğun çaba sarf ediyordu. İktidarı 2009’da ele geçiren Avami Partisi, devletin tüm organlarını ele geçirmek üzere muhalefeti tasfiye etme sürecini başlattı. Cemaat-i İslami ise bu süreçten en fazla zarar gören parti olarak kayıtlara geçti. Yaşanan hukuksuz yargılamaları örtbas etmek için Hasina hükümeti basına da sansür uygulamayı ihmal etmedi. Gerek Bangladeş hükümeti gerekse hükümet partisinin taraftarları ülkede yaşanan yolsuzlukları ve yapılan zulümleri dış dünyaya aktarmaya ve kamuoyunda objektif bir bakış açısı oluşturmaya çalışan gazetecileri hedef tahtasına oturtmuş durumdadır. Ülkedeki gazeteciler görevlerini yaptıkları için tutuklanıyor, işkence görüyor, fiziksel şiddete maruz kalıyor, tehdit ediliyor veya öldürülüyorlar. Ayrıca Cemaat-i İslami’ye yakınlığıyla bilinen birçok TV ve radyo kanalı kapatılırken birçok dini- siyasi yayın da yasaklanmış durumdadır. Ülkedeki iletişim aygıtları da hükümetin yoğun baskısına ve takibine maruz kalıyor.

Bangladeş hükümeti, düşünceleriyle dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Müslümanları etkileyen Cemaat-i İslami’nin kurucusu İslam âlimi Mevdudi’nin kitaplarını da “militanlığı ve terörizmi” desteklediği gerekçesiyle yasaklamıştır.

2011’de başlayan yargılamalar ile birlikte Cemaat-i İslami’nin lider kadrosu cezaevlerine konularak haklarında idam kararları verildi. Cemaat-i İslami’nin 92 yaşındaki lideri Gulam Azam da yargılananların arasındaydı ve cezaevinde hayatını kaybetti. Halbuki Bağımsızlık Savaşı’nda savaş suçu işlemekle suçlanan Azam, Pakistan’ın adaletsiz uygulamalarına karşı yürütülen Bangladeş Dil Hareketi’nin başında yer alan isimlerdendi. Gulam Azam, savaşın iki tarafa da yıkım getireceğini bu yüzden sulh ile anlaşmazlığın çözülmesini savunduğu için Bangladeş’e ihanet etmekle suçlanıyordu. Aralık 2013’de Cemaat-i İslami’nin Genel Sekreteri Abdülkadir Molla tam 41 sene önce gerçekleşen bir savaşta, bir şahidin “onun suç işlediğini gözlerimle gördüm” ifadesine dayanılarak idam edildi. Düzmece suçlamalarla, satın alınmış hakim, savcı ve avukatlar ile davaları oldu bittiye getiren Hasina Hükümeti, içinde bulunduğumuz 2015 senesinde Cemaat liderlerinden Muhammed Kamaruzzaman ve eski genel sekreter Ali İhsan Mücahidi’yi de idam ile katletti. Ülkede Avami Partisi dışında hiçbir siyasi yapının var olmasına izin vermeyen Hasina Hükümeti, Cemaat-i İslami’ye yönelik saldırılarını halâ devam ettiriyor. Son 6 yıldır, Ramazanda iftarlar vermek, yoksullara yardım paketleri dağıtmak, yetimlere din eğitimi vermek, dini sohbetler yapmak, başörtüsü takmak, Cemaat-i İslami üyesi olduğu bilinen isimlerin vaazlarını dinlemiş olmak, tutuklanmak ve cezaevinde işkence görmek için yeterli bir sebep.

Şuan Avami Partisi’nin sadece Cemaat-i İslami mensubu olduğu için tutukladığı insan sayısı 5 binin üzerindedir. Hukuksuz yargılamalara itiraz edilecek bir mercii de ne yazık ki bulunmamaktadır. 2013’de Cemaat-i İslami üyelerine yönelik verilen idam kararlarını protesto etmek için sokağa inen Müslümanlara polis, asker ve Avami Ligi’nin Mısır’daki baltacıları andıran taraftarları işbirliği içerisinde saldırmış ve çatışmalarda 500’ü aşkın insan hayatını kaybetmiştir.

Ülkede Müslümanlara yönelik baskı ortamı giderek artmaktadır. Hindistan’ın şemsiyesi altında Müslüman çoğunluğa zulmeden Hasina hükümeti, ülkede yaşanan gelişmelerin dış Dünya’ya yansımaması için basına sansür uygulamaktadır. Ülkemizde de bu sebepten ötürü Bangladeşli Müslümanların çektiği acılar maalesef yeteri kadar bilinmemektedir. Günümüzde Cemaat-i İslami’nin yöneticilerinden Mevlana Abdus Subhan, Ezherul Islam, Mir Kasım Ali, (Genel Başkan) Motiur Rahman Nizami, (Genel Başkan Vekili) Allame Delwar Hüseyin ve daha pek çok Cemaat-i İslami mensubu zindanlarda Gulam Azam’ın, Kamaruzzaman, Ali İhsan Mücahidi ve Abdülkadir Molla’nın ardından sıranın kendilerine gelmesini beklemektedir. Bangladeşli Müslümanların özellikle Türkiyeli kardeşlerinden beklentisi, Hindistan’ın kuklası haline gelen Şeyh Hasina Vecidi’nin Müslümanlara yönelik saldırılarını Dünya kamuoyuna taşıyarak Bangladeşli Müslümanlara yardım edilmesi, idamların durdurulabilmesi için ses çıkarılmasıdır.

Hindistan kuklası Hasina Vecidi ve onun baltacı taraftarlarına karşı Bangladeş’i İslamlaştırma gayesi güden Cemaat-i İslami’ye, onun gençlik yapılanması olan Çatra Şibir’e ve çalışmaları yasaklanan Hizb-ut Tahrir’e muvaffakiyet duasıyla, makalemi 2013’ün Aralık ayında idam edilen Abdülkadir Molla’nın eşi Peyori Hanıma şehadetinden önce yazdığı mektuptan bir bölüm ile noktalamak isterim:

“… Yanlış hatırlamıyorsam 1966 yılında, Mısır’ın tiranı Albay Nasır, Seyyid Kutub, Dr. Abdulkadir Udeh ve birçok diğerlerini ölüme mahkûm etmişti. “İslami Hareket yolunda dava ve sıkıntılar” konulu birçok vaaz dinledim. Bu tip vaazları dinlerken, birçok kez Profesör Gulam Azam sol eliyle omzuma dokunur ve derdi ki, “Bir gün darağacından sarkan urgan bu omuzlara da düşebilir”. Ben de ellerimi omuzlarıma götürür ve bunu düşünürdüm. Eğer Allah gerçekten kararını yerine getirecek, İslami Hareketi ve beni, bu zalim rejimin düşüşü için ileriye taşıyacaksa, bunda kayıp nedir ki?”

Ömer Faruk Çekmece

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder