Bahara Doğru

Uğur Demirel 5 Nisan 2018 0 Yorum

                                                           BAHARA DOĞRU

Uğur Demirel

 

İbrahim Tenekeci'nin Baharı Karşılamak yazısını, 2013'te bir mayıs günü bir sınava girmek için amfi kapısında beklerken okumuştum. Sınava girmeden önce bir göz atayım diye yanıma aldığım gazetedeki köşe yazısını okuyunca öylece bakakaldığım hala aklımda. Tenekeci, yazıda, bir sabah Karapürçek’e gittiklerini, fırından ısıcacık ekmekler alıp çaylar içtiklerini, Kirpiyan Yaylası’na çıkıp karaçamlarla, şimşirlerle, çiğdemlerle konuştuklarını anlatıyordu. Yazının etkisini üzerimden kaç saat sonra atabildim hiç hatırlamıyorum. Amfinin önünde otururken paragrafları tekrar tekrar okumuş, Karapürçek'e gitmiş, fırından sıcak ekmekler almış, Kirpiyan Yaylası'na çıkıp çıra kokusunu ciğerlerime doldurmuştum. Sınava girmekten vazgeçip doğruca otogara gittiğimi ve Sakarya bileti aldığımı hatırlıyorum. Yazarın dediği gibi: Doğrusu iyi de yapmışım. Kemal Özer’in mısraları yol boyunca bana da eşlik etmişti. Üç saati aşkın bir süre, tek başıma yol alarak tekrar etmiştim Kemal Özer’in dizelerini: “Bir yol nedir ki/ Tek başına?”

 

Köşe yazısı bende öyle kıymetlenmişti ki aynı duyguyu yaşayamam endişesi ile satırları bir daha okumamıştım. Ancak son bir senedir cümleler kıymetli bir sığınak bulmuş gibi belirli parçalar halinde içimde yüzüyor. Baharı mı özledim, aklıma estiği zaman gidebildiğim yılları mı bilmiyorum. Bildiğim; sabahın bu saatinde penceremden içeriye giren bu keskin ayazın bana çıra kokusunu hatırlattığı ve çağlayıp duran şu satırlar: "Basit ve kusursuz işleyen şeyleri severim. Suyun akışı işte böyledir. Kuşlar, sular ve çiçeğe durmuş ağaçlar. 'Yakın çevre' deyince, artık aklıma böyle şeyler geliyor. Şu sıralar, ancak evde veya dağlarda, ormanlarda kendimi güvende hissedebiliyorum. Eskiden, yanında güvende olduğum bazı büyüklerim vardı."

 

Sınava girmek için beklediğim amfi kapısı çok arkalarda kaldı. Ben yüzümü Karapürçeklere çevirdim…

Şimdi İbrahim Ağabey'in bu yazıyı yazmasının üzerinden beş sene geçti. Tam beş sene. Beş sene boyunca arkamızda çok amfi kapısı bıraktık; “sevinç içinde akan suyu seyredip acaba ne düşünüyor” diye soracağımız bir yer bulmak için…

Geçen sene bu vakitler yazıyı tekrar elime aldığımda baharın kucağındaydık. İçimi ışıtan güneşe, saçlarımı okşayan rüzgara, Boğaz’ın çiçeğe durmuş tepelerine; diğer yandan masamda edite edilmeyi bekleyen kitaplara, yarım kalmış yazılara, okunması gereken sayfalara bakmış ve “Şu işler de bir bitsin hele.” demiştim. Bitsin de biz de gidelim Torosların eteklerinde, Ahlat ağaçlarının gölgesinde kuş cıvıltılarıyla bahara şahitlik etmeye.

Bitmedi. Başımı kaldırdığımda eylül ayındaydık. Ve hala bitmeyi bekleyen işler vardı. Başımı tekrar yere eğmiş, gözlerimi yummuş ve “İki mevsim kaldı.” demiştim, arka fonda çalan Eda Şimşek’in sözlerine iç geçirerek: “Bak yine geçti bahar, gül neylesin neylesin/ Gelmeyince nazlı yar, yol neylesin neylesin.” Ara söz olarak şunu da belirtelim: Bu şarkı eksik kalmış diyerek Sevgili Hakan Çandır Ağabey söze girip şu mısraları ekliyordu, hem “hiç olmadım ki” deyip hem de hüzne mübtela olduğunu belirterek: “Sürgünüm şu dünyaya/ Hasret kaldım ukbaya/ Oldum hüzne mübtela/ Dert neylesin neylesin.”

 

Bugün başımı kaldırıp tekrar etrafıma bakıyorum. İşler hala bitmemiş. 2017 baharını toprağa gömeli bir sene geçmiş, farkında bile değilim -ömrün geçmesi gibi, farkında bile olmadan-. Farkında olduğum, radyoda hala Eda Şimşek'in çaldığı. Radyoda çalan bu sesin, önümde duran şu kağıtların ve arkasına bakmadan koşan baharın akıbetine bakıp akıbetimi görür gibi olunca Necip Fazıl’ın şiiri rahmetli Orhan Okay Hoca’nın sesine bürünüp başımı döndürmeye başlıyor: “Ne var bana ne oldu/ Odama nasıl doldu/ Birden bire bu meltem/ Ve dalgalandı perdem/ Havalandı kağıtlar/ Odamda kıyamet var./ Ah yolculuk yolculuk/ Ne kadar baygın soluk/ O gün bizde betbeniz/ Ve ne titrek kalbimiz/ Ve eşyamız ne küskün.”

 


Geçen sene, “Tekrar bahara erişirsek, ahlat ağaçlarının ve kekik kokularının arasında baharı kucaklamak için Torosların eteklerine koşacağım. Bu da benim ahdim olsun.” demiştim. Mevla büyük. Bahar geldi sayılır. Ahdim yanımda. Sabırsızlanıyor. Aklımda neresi yok ki. Çiğdem mi kazmayalım. Derelerin kenarındaki taşlarda yatıp suların diline mi kulak vermeyelim. Yaylara mı çıkmayalım. Ateşler mi yakmayalım. Çiçek açmış ağaçların altına çadırlar mı kurmayalım…  Bakalım. Mevla büyük. Değil mi İbrahim Ağabey: Geldik Sayılır.

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder