Allah Emrinde Galiptir

Allah Emrinde Galiptir

Dücane Demirtaş Düşünce Tem 27, 2016 0 Yorum

Dücane Demirtaş

15 Temmuz gecesi Fethullahçı Terör örgütünün TSK içindeki ajanları vasıtasıyla yapmaya kalkıştığı bir darbe girişimiyle yüzleştik. Hayatımı ve düşünce dünyamı alt üst eden bu girişim muhakkak birçok insan gibi benim içinde yeni bir sayfanın dönüm noktası. Öncelikle heyecanımdan sebep gözyaşlarımı tutamadığım nelere şahit olduğuma ve ne hissettiğime değinmek isterim. Ben bu bir hafta içerisinde Allah’ın taraf tutan, destekçilerine umut ve omuz veren sesini meydanlarda duydum. Bedir’de ganimet kervanı kaçmış ordu üzerlerinde gelirken Saad bin ubade’nin “Allah nereye emrettiyse oraya git biz seninle birlikte olacağız. Andolsun biz İsrailoğullarının ‘sen ve rabbin ikiniz gidin savaşın biz burada bekleyenlerdeniz’ dediği gibi demeyeceğiz” diye haykırdığı sesi duydum. Ben, yıllarca üzerinde kazı yapar gibi çalışılan ve her grubun mayoz tevil yorumlarının şiddetine maruz kalmış “Lailaheillallah” ın, rotasını saniye saniye internet üzerinden “aha burada vurun!” edasında gösteren enstitülere rağmen o uçağı kaldırmanın tam manasına tekabül ettiğini gördüm. Üzerlerine titredikleri çocuklarını kurbanlık kuzu gibi meydanlara gönderen anaları, namusu bildiği karargâhını teslim almak için gelen generali alnından vurup otuz mermiyle şehit olan yiğitleri, tankların altına yatan, f16’lara rağmen sokakları terk etmeyen ya da polis “asker köprüyü kapatmış silahlı” dediğinde “öleceksek bi kere öleceğiz! Yürüyün!” diye haykıran kahramanları gördüm. Bütün bunlar Allah’ın bizimle bir anlaşma yaptığının ve mazlumu kaldırıp zalimin karşısında durmak için bizi destek verdiğinin bir kanıtıdır. Önümüzde çok uzun bir süreç var, fakat öncelikle neyi gördük neyi gözden kaçırdık;

Her şeyden önce bu mahallede kimin “bekle gör” mantığı içerisinde davrandığını ifşa etmemiz gerekir. Erdoğan’ın sağında ve solunda koltuklarda oturan, mal ve makam hırsıyla yardakçılık yapan kesimler o akşam neredeydiler? Kim “acaba” dedi.? Bütün bunlar bize kimleri dost edinmemiz gerektiği kimleri ise sadece bir güç dengesi olarak görmemiz gerektiğini gösterir. Havuz medya patronları, pelikancı trol ve troliçeler ve pastadan büyük payı ham yapan sermayedarlar ancak ve ancak bu uzun mücadelede düşmanlarımıza karşı bir denge unsuru olarak görülmeliler çünkü menfaat gereği bizim bayrağı sallayıp bizim mahalledeki esnaftan alışveriş yapan bu güruh belki çok geç fark edilecek olsa da tehlikeli ve yıpratıcıdır.

Artık Müslümanlar arasındaki elitist dini söylem ve anlayışın beş para etmez bir sidik yarışından ya da sosyal sorumluluktan entelektüalizme kaçmanın verdiği bir hazdan ibaret olduğu açıkça görülmüştür. Dini elitizm derken neyimi kastediyorum, işte basbayağı toplumun veya ülkenin kaderiyle doğrudan hiçbir ilgisi olmayan ve genellikle bu camianın içinde ayrılık noktası olarak görülen “falana inananlar”, “filana inanmayanlar”, “falan gibi düşünenler”, “filan gibi düşünmeyenler” mukabilinde geviş getirici muhabbetlerden kotarılmış bir İslam anlayışından bahsediyorum. İslam’ı babasından tapulu miras olarak görüp, Allah’ın hakkında konuştuğuna dair hiçbir vahiyden delil sunulamayacak üfürükten konular üzerinde “yaa o işte öyle değil böyle” minvalinde çakma protestancılık oynayan ya da bunun karşısında yine dini babasından miras gibi görüp, rant devşiren, Allah adına ahkam kesip gulyabani rolüne bürünmüş güruhların topuna birden halk muhteşem bir cevap vermiştir. Bu cevap, yıllardır her iki tarafında üzerinde define arar gibi kelime kelime kazıcılık yaptığı muhteşem kitabın içinde apaçık ortadaydı. Belki aydıncılık oynamaktan dışarıda neler olduğunu bilmek için fırsatları olmayan kesimler ve bu rantı onlara kaptırmak istemeyen diğer kesimler Musa kıssası okunduğunda “mucize var mı yok mu?” “deniz’in sembolik manası var mı yok mu?” “ o yılan bildiğimiz yılan o sihir bildiğimiz sihir mi?” minvalindeki soruları sordular ama hamdolsun ki bu halk Allah’ın ne dediğini değil ne demek istediğini çok iyi anladı, o deniz yarıldı, o yılanlar yutuldu.

Darbeyi heyecanla takip eden bir diğer kesime de değinmeden geçemeyeceğim. Bunlar yıllarıdır glikoz tadındaki sosyalist filmlerde dahi görmedikleri kahramanlıkları şu sol tarafında cebi olan çizgili tişörtlü, kültürel ve dini neseplerini inkar ettikleri halkın yaptığını görüp tabiri caizse feriştahı şaşan kesimdir. Yıllardır, çakma 18.yüzyıl Fransız aydını rolünde halkı aydınlatmaya çalışan pejmürde bir entelektüel, kıçındaki donuna kadar Amerikan malı giyip emperyalizme savaş açan ya da sözlük anlamlarını bilmediği kelimeler vasıtasıyla ortamlarda kopyala yapıştırcı bir devrimci, “necasetten taharet nedir azcık sorgulayın” minvalindeki bir ateist cenahın aydınlanma şiddetine maruz kalıyorduk. Hamdolsun ki bugün halk bütün değer yargılarını koruyarak devrimin nasıl yapıldığını göstermiş oldu. Bu dakikadan sonra böğüren her kesimin demek istediği “bu halk bunu yapamaz” hazımsızlığıdır, maden suyu vasıtasıyla giderebilir.

Fethullahçı Terör Örgütü deneyimi bize dini herhangi bir cemaat veya STK’nın devletle vatandaşlık ilişkisi dışında doğrudan bir bağ kurmasının ne denli tehlikeli olduğunu göstermiştir. Şu açıktır ki kendisi gibi düşünmeyen herkesi “öteki” olarak niteleyen her cemaat ve STK potansiyel tehdittir. Cemaatin bugüne kadar yaptıklarını meşrulaştırmak için kullandığı bütün argümanların halk ve devlet tarafından farkına varılıp aşağılanması bir başka grup veya cemaatin aynı konuma gelmesini engellemek için büyük bir fırsattır. Bugün Allah’ı ya da peygamberi rüyasında gören bir tek Fethullah Gülen cemaati değildir ya da liderinin sözünü Allah’tan gelmiş gibi gören de sadece Fethullahçı cemaat değildir. Bunun yanında bugüne kadar bu örgütün içinde kalmak ya da doğrudan veya dolaylı ilişkisini sürdürmek açıkça taraf tutmaktır. Zalime merhamet, mazluma zulümdür ilkesi asla unutulmamalıdır.

Bunun Amerikan destekli bir darbe olduğu, İncirlik’ten yönetilen bir NATO operasyonu olduğu kuşkusuz. Bununla birlikte Erdoğan’ın artık küresel aktörler tarafından “satranç tahtasındaki bi iki taşı da ben oynarım” demesinden sebep fişinin çekildiği aşikâr. Peki, yarım kalmış darbeyi ne tamamlar? Bugün kendisine en çok dikkat etmemiz gereken bu iki durum Erdoğan’a yapılacak bir suikast ve Sünni-Alevi çatışması. Biz bir taraftan Rusya ile normalleşir ve Ortadoğu da yeni bir denge kurmaya çalışırken batı, Suriye’deki aktörleri azaltmak, bölge haritası üzerinde kalemini daha rahat oynatabileceği sınırlar çizmek istiyor. Bu demek ki halkımız efendisine itaat etmediği ve batıdan başka bir tanrıya taptığı için cezalandırılacak tıpkı İsrailoğullarının cezalandırıldığı gibi. Şimdi “ey İsrailoğulları!” diye başlayan o ayetleri “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!” minvalinde düşünmek için tam vakti.

“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin bilakis onlar diridirler fakat siz farkında değilsinizdir.” (Bakara: 154)

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder