casino maxi

Adem Özköse ile Mazlum Coğrafyaları konuştuk.

Gündem Haz 06, 2016 0 Yorum

Bir seyyahın gözünden “Mazlum Coğrafyalar”

Röportaj: Dücane Demirtaş – Furkan Gençoğlu

 

Adem Özköse hayatını İslam davası yoluna adamış, saçlarına aklar düşmüş olsa da ruhu halen genç olan ümmetin sürekli koşturan ağabeyi. Müslüman, eş, baba, gazeteci, seyyah… Türkiye zindanlarını da, Suriye zindanlarını da tecrübe etmiş başarılı bir dış haberler gazetecisi. 60 ve üzeri ülke gezmiş bir gezgin. Nice belgesel yapıma imza atmış bir TV programcısı.  Söz direnişçilerde, seyyah, ümmet coğrafyası, cennete otostop ve son olarak rotamız alemi İslam kitaplarının yazarı.

 IMG_2305

Gezmeye, görmeye, dertlenmeye nasıl başladınız?

Benim gezmeye başlama hikayem okuduğum kitaplarla başladı.İslam dünyasına veya seyahata dair kitaplar beni henüz ufakken bambaşka diyarlara götürüyordu.Ve içinde bulunduğum –Çarşamba- şehrinin küçük bir hapishane olduğunu ve eğer gezip farklı diyarlara gidersem o hapishaneden çıkabileceğimi ve ufkumun açılacağını yaşama dair hakikate dair gerçeklere daha fazla ulaşabileceğimi farkettim. İşte o dönemler kitap okurken masal dünyasında gibiydim, zamanla dertlerimiz, sorunlarımız şekillenmeye başladı. Ailemin önemi bu konuda büyüktür. Afganistan’ın, Çeçenistan’ın veya Bosna’nın konuşulduğu bir evde büyüdüm. Bosna savaşı sırasında 15-16 yaşındaydım. O zaman   dünyaya bakışım değişti. Biz bir ümmetiz, bizim düşmanlarımız var ve bize zulmediyorlar düşüncesi kafamda şekillendi. Ve O zaman bir şeyler yapmam gerektiğini farkettim. Örneğin Bosna’ya savaşa gitmeye çalışıyordum o vakitler. İstanbul’da olan ağabeylerle bağlantılar kurmaya çalışıyordum. İstanbul’da okuyan ağabeyler Çarşamba’ya gelirlerdi ara ara. Onlara yalvarırdım beni Bosna’ya cihada götürün diye.

Daha sonra arkadaşlarla bir tiyatro ekibi kurduk ‘Başak Tiyatrosu’ isminde.  Bosna’da yaşananları anlatıyorduk tiyatromuzda. Karadenizde turneye çıktık ve kazancımızı Bosna cihadına yardım olarak gönderiyorduk.  O yıllarda kurduğum hayallerim hep gezmek üzereydi. Ümmet coğrafyasının her köşesini gezip görmek istiyordum. Hayallerimde ısrarcı oldum ve peşine düştüm. Genelde insanlar belirli yaşlarda hayal kurar ve bir süre sonra bırakır ama ben hayallerimde ısrarcı bir adamım ve hayal kurduğum da gerçekleştirmek için elimden geleni yaparım. İnsanın kendini mensup hissettiği bir şey vardır, ben kendimi ümmete ait hissediyorum. Mensubiyet bir mesuliyet getirir netice itibariyle. Daha sonra İstanbul’a okumaya geldim. Gazetecilik bölümüne başladım ve gazetecilik hayatım böylelikle başladı. Dış haberler masasındaydım ve bu durum farklı diyarları gezmemde kolaylaştırıcı bir etkendi. Şimdiye kadar yaklaşık 60 ülke gezdim.
‘Ümmet Coğrafyası’ isimli kitabında çeşitli röportajlar var ve hep çeşitli mazlumiyet üzerine kurgulu.  Ümmetin bu kadar mazlum ve mağdur duruma gelmesinin en önemli üç sebebi nedir?


Yeni bir dünya savaşı yaşanıyor şu an. Adı konulmamış bir dünya savaşı. Biz de bu savaşa şahitlik ediyoruz. Gazeteci olduğumdan dolayı görev yaptığım yerler hep kriz bölgeleriydi. Yani kitapta anlatılan bölgeler bir kriz durumu sonrası ulaştığım yerlere ait. Fakat ben ümmet coğrafyası denince sadece acının gözyaşının akla gelmesini doğru bulmuyorum. Biz ümmeti kan aktığı zaman hatırlıyoruz.  Kısa bir süre rasyonel bir duyarlılık gelişiyor ve bir süre sonra tekrar pasif durumumuza tekrar dönüyoruz. Ümmeti sadece kanayınca hatırlamak uzun vadede bize hiçbir şey kazandırmaz.
Mesela Mısır’da İhvanı örnek gösterelim. İhvan hangi dergiyi çıkarır, hangi gazeteyle uğraşır, tarihi nedir gibi özel bilgilere sahip olmamamız lazım.Şimdi Ümmet-i Muhammed 100 yıldır bir varolma savaşı veriyor. Osmanlının çöküş sürecinin başlamasının ardından İslam ümmeti dünyayı şekillendirme noktasında özne olma özelliğini kaybetti. Arap Baharı ile birlikte insanlar yüzyılların acısını büyük bir reaksiyon göstererek başlarında bulunan diktatörlerden çıkartmak istediler ve bir özgürleşme mücadelesine giriştiler. Batının şöyle bir dinamizmi var her türlü pozisyona göre siyasi hamle yapıyor. Batı yaşanan devrimleri sırasıyla çalmaya başladı. Mısır, Suriye ve belki Türkiye..

Bu duruma gelme nedenlerimiz çok fazla fakat ilk üç nedeni sıralamak gerekirse;

1-Ümmet arasında birlik yok.  İstanbul’da bile bir cemaat yanındaki cemaat ile birleşemiyor.  Sen eğer yanındaki cemaat ile bile birleşemiyorsan ‘Gazze’deki benim kardeşim’ diye bağırmak çok sloganik bir biçimde kalıyor.

2-Kim ne derse desin derin bir cehalet var İslam coğrafyasında.  Mesela ben Afganistan’daydım.  Okuma yazma bile halen problem oralarda. Siyasal anlamda da yıllardır batılılar bu bölgeleri yönetiyor. Yönetim anlamında da oldukça geriyiz.

Yani İslam dünyasının bir yönetim modeli oluşturma noktasında sıkıntıları var diyorsunuz?

Dünyanın en süper modelini de uygulasanız eğer uygulayanlar ahlaklı değilse o model çöker. Günümüzde süper bir İslam modeli var ama kötü yönetenler sayesinde berbat bir yönetim anlayışına dönüşüyor. Günümüzde müminlerin aklındaki ütopik İslam devleti tamamen Müslüman faşizminden ibaret.  İnsanı geliştirmeye değil dayatmaya ve zorbalığa dayalı.  Bu yüzden en temel nokta bence ahlak. Eğer ahlaklarımızı düzeltemezsek, dünyanın en süper teorik sistemini de getirsek sonunda çökeriz. Sadece konuşan insanlar değil nitelikli kaliteli müminler yetiştirmek, olmak zorundayız. Çünkü tarih boyunca hep yaşayanlar veya yazdıklarını yaşamlarıyla şahit kılanlar akılda kalmıştır. Onun için bu çok teorik tartışmalardan,yazılardan ziyade bizim ahlaka dönmemiz gerekiyor.
İslam coğrafyası denilince akla hemen kan ve gözyaşının hâkim olduğu bölgeler geliyor. Peki, İslam coğrafyası sadece kan ve gözyaşından mı ibaret?

Hayır. İslam dünyası sadece kan ve gözyaşı demek değil, zevkli bir dünya aslında. Batıda olmayan o farklılık, neşe, canlılık, insanilik bunlarda var. Mesela ben batıya gittiğimde bunalıyorum iki gün sonra ama Revalpin  dünyanın en kirli şehirlerinden birisidir belki ama ben acayip mutlu oluyorum. İşte o Raca pazarda milletin arasındaa o rikşalarla falan dolaşmak ya da milletin o kaos durumunu seyretmek. Dinamizm hala tüm renkliliği ile İslam dünyasında yaşıyor yani. Bir de çok farklı Müslüman topluluklar var. Eğer alemi islamın iyi bir takipçisiyseniz önce bazı şeyler parça parça gözüküyor. Önce kanı görürsünüz, sonra biraz daha ilerlediğiniz de kandan farklı şeyler görüyorsunuz. Bakıyorsunuz büyük bir İslam ülkesi var ve kan ise bu işin sadece bir parçası. Sizi eğlendirip, mutlu edecek ve vay be ben iyi ki bu ümmete aitmişim diyeceğiniz, size o duygu ve hissi bırakacak geniş bir hinterland var aslında. Mesele bunu keşfedebilmek. İnsan gibi aslında bizim İslam dünyası da. İnsan kendinde derinleştikçe çok farklı yönlerini keşfeder. İslam dünyası da böyle.  Derinleştikçe çok farklı taraflarını görmeye başlıyorsunuz. Bir taraftan zaafları da var, bir taraftan çok olumlu yanları da var. Ama burada tavrımız da çok önemli.  Ben teşhisimizi doğru yaptıktan sonra çok da olumsuzlukları konuşma taraftarı olan biri değilim. Şikayetten ziyade bu durumu nasıl düzeltebiliriz bunun derdinde olmamız lazım.

Mesleğinizin gereğini yerine getirirken bir çok kez ciddi riskler aldığınıza, hayati tehlikeler atlattığınıza şahit oluyoruz. Bu bağlamda birebir içinde olup görerek yapılan gazetecilikle masa başı analizcilik bir midir?

Duymak hiçbir zaman görmek gibi değildir arkadaşlar. Siz mesela Suriye alakalı elli küsür kitap, yüz küsür akademik makale okuyabilirsiniz ama Suriye’ye gittiğinizde okuduklarınızın çok da ötesinde farklı bir dünyayla karşılaşabilirsiniz. Ben aslında şunu yapmaya çalışıyorum.  Mümin bir duyarlılıkla bir iş yapmaya çalışıyorum.  Her ne kadar bunu tam anlamıyla yaptığımız söylenmezse de bunun çabası içerisindeyiz. Yoksa bu yaptıklarım gazetecilik için olsaydı şu an çok zengin bir adam filan olmam gerekirdi. Dedim ya bir şeye mensup olmak bir mesuliyet gerektirir. İnsanın nasıl vatanına ailesine karşı sorumlulukları varsa ümmetine karşı da sorumlulukları var. Beni asıl motive eden şey bu; “birilerinin sesi olabilir miyiz kaygısı”. Yazdığım kitaplarla çektiğim belgesellerle onun çabasını gütmeye çalışıyorum.

adem

Kudüs’e gittiniz mi?

Kudüs’e benim gitmem yasak on yıl boyunca. Mavi Marmara’dan sonra bir yasak konulmuştu. Ama Gazze’ye ve Filistin’e gittim.

Suriye kıyamını  Filistin hassasiyeti  üzerinden boğdurmaya çalışan bazı girişimler oldu bizim kesimde, bu konu hakkında görüşleriniz neler?

Biz niçin bir ülkedeki insanların yanlarında oluruz?  Mazlum oldukları için. Filistin’de öldürülenler de bizim çocuklarımız Suriye’de katledilenlerde bizim çocuklarımız. Bir coğrafyayı kutsayıp diğerleri bizi ilgilendirmez tavrı içine girmek Müslümanca değil. Bu insani bir durumdur. Mesela Roboski’de de insanlar katledilmişti.  Eğer vicdanınız varsa bundan rahatsız olursunuz. Veya ben o Zaman gazetesi önünde yerlerde sürüklenen kadınları görünce ben rahatsız oldum. Arkadaşlar ben Müslümanlığın bir vicdan işi olduğuna inanıyorum. Ve Müslümanların dünyanın vicdanı olmaları gerektiğini düşünüyorum. Biz eğer aşırı ideolojik bir yüreğe sahip olup katılaşırsak  yanlış yaparız. Sadece Müslümanların değil kim olursa olsun diğer insanlarında mağduriyetleri bizi rahatsız edip harekete geçirmeli. Böyle olursak ancak kazanırız. Filistin meselesinde tabi duyarlı olacağız. Kudüs bizim davamız, aşkımız, her şeyimiz ancak Suriye meselesinde ses çıkartmayıp Filistin Filistin diye bağırmakta bana samimiyetsiz geliyor açık söyleyeyim. Meselemiz insan arkadaşlar. Benim peygamberim “benim için bir insanın kanı Kabenin bütün taşlarından daha değerlidir” diyor ben böyle bir peygambere inanıyorum.

44894
Gençlerin Allah’a anlatacak hikayesi nasıl olmalı?

Hayat bir hikaye ve biz öykülerimizi yazıyoruz.Önce çok temel şeylere gereken değeri vermeliyiz. Anne-baba, kardeşlerimizle,komşularımızla iyi ilişkilerimiz olmalı.  Namazlarımızı düzenli ve özenli kılmalıyız. Gözlerimizi haramdan korumalıyız. İnsanlarla bağırarak çağırarak değil de güzel bir üslupla konuşmalıyız. İnsanlar bizi görünce iyiliği hatırlamalı, Allah’ı hatırlamalı. Böyle vitrindeki işlerden ziyade Allah’ın hoşuna gidecek işler yapmalıyız.Yani mesela insanlar genelde cenneti hep Gazze’de veya Filistinde sanıyor ama cennet  bazen kendi annenin ayağının altındadır. İyi bir genç olmalıyız,kalbini,dilini,gözünü kirletmeyen…  Bunları yaparsak bir şeyleri başarabiliriz. Ondan sonra Gazze diyelim, Suriye diyelim tüm Ümmet-i Muhammed’i kurtaralım.  Bazen bu kaçış olabiliyor adam sürekli ümmet ümmet diyor ama yakınındaki işcinin hakkını yiyor veya bir müslümanın yapmaması gereken ayak oyunlarını yapıyor, insanların kusurlarını araştırmaktan, açıklamaktan mutlu oluyor.  Velhasıl önce ahlak ve maneviyat. Kendimizi düzeltmeden ümmeti düzeltemeyiz.

  • Yanınızdan ayırmadığınız üç şey?
    Kuran
    Kitaplarım
    Harita

Gezilerinizde özlediğiniz üç şey?

  • Çocuklarım
  • İstanbul
  • Akrabalarım ve ilgilendiğim gençler

 

Gittiğiniz yerlerde pusulanız nedir?

Öyle bariz bir pusulam yok. Genelde kafama göre takılırım.

 

Kaç para ile yola çıkarsınız?

Yoluna göre değişir. Fakat şunu ifade edeyim gezmek için öncelikli olan para değil aşktır. İlk zamanlarda gezilerimizi çok cüzi miktarlara gerçekleştirdim. Boşnakların dediği gibi “yol ile yolcu arasındaki en büyük engel kapının eşiğidir.”

 

Defalarca esir düştünüz. Esaretin bedeli ne?

 

Esaretin bedeli eğitimdir. Esaret insana çok şey öğretir.

 

İyi ki gittiğim dediğiniz üç yer?

 

  • Gazze
  • Saraybosna
  • Afrika

 

Gitmez olaydım dediğiniz üç yer?

Batıya gittiğim zaman bunalıyorum açıkçası.

 

 

Mutlaka gidin dediğiniz üç yer?

  • Filistin
  • Saraybosna ve Üsküp
  • Afrika

 

 

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder