casino maxi

Adem Özköse ile “28 Şubat Cezaevleri Günleri” Üzerine Konuştuk

Gündem Şub 23, 2015 0 Yorum

ADEM ÖZKÖSE İLE RÖPORTAJ

Ali Tarık Parlakışık 

ademİslami Camia, sizce cezaevindeki Müslüman siyasi tutsaklara gereken önemi veriyor mu?

Cezaevindeki Müslüman siyasi tutsakların ihtiyaçlarıyla ilgilenen bir takım dernekler var. Fakat bu dernekler ihtiyaca cevap verebilecek güç ve nitelikte değiller. Ayrıca cezaevlerindekilerle ilgilenmek sadece onların bir takım ihtiyaçlarını gidermekle sınırlı kalmamalı… Bence asıl önem verilmesi gereken mesele suçsuz yere içeri atılan insanların hak ve hukuklarına sahip çıkmak, onların özgürleşmesi için gerekli zemini hazırlamaktır. Türkiye’de artık gerekli kamuoyu oluşturulduğunda kamuoyunun haklı taleplerine cevap verebilecek bir siyasi iktidar var. Eğer İslami camia cezaevlerindeki Müslüman siyasi tutsaklara gereken önemi gösterir, bu insanların mağduriyetlerinin giderilmesi için çabalarsa inanın durum şimdikinden çok daha farklı olur.

Egemen siyasi sistemlerin; Müslümanları sindirme noktasında, cezaevleri nasıl bir işlev görüyor?

Devletler tarih boyunca cezaevlerini kendilerine muhalif insanları ezmek, boyun eğdirmek için kullanmışlardır. Mücadele eden, bir şeyleri değiştirmek isteyen insanların yolları da bir şekilde cezaevine düşmüştür. Hz. Yusuf’tan beri cezaevleri Müslümanlar için bir uğrak yeri olmuş, Müslüman öncülerin tamamına yakını cezaevi süreç ve imtihanından geçmiştir.  Eğer inandığınız bir dava varsa yolda yürürken kimi zaman derin vadilerle, kimi zaman dik yamaçlar ve yalçın zirvelerle karşılaşırsınız. Siyasi yönetimler cezaevleri vasıtasıyla Müslümanları teslim almaya çalışıyorlar. İnsan fiziki olarak esir olabilir; fakat asıl mesele iradenizin hür olmasıdır. Fiziki olarak esaret altında olsanız da iradenizi teslim etmiyor, ısrarla direniyorsanız ne cezaevleri ne de başka bir şey sizi teslim alabilir.

Genelde İslami çevreler tarafından desteklenen bir partinin, iktidarı döneminde bile cezaevlerinde yüzlerce Müslüman siyasi tutsak bulunuyor. Birçoğu 28 Şubat darbe döneminde cezaevlerine atılan bu insanların mağduriyetleri niçin giderilemiyor?

Biz meselelerimize gerekli şekilde sahip çıkmıyoruz. 28 Şubat sona erdi denilse de ben buna inanmıyorum. Bugün Türkiye zindanlarında yüzlerce 28 Şubat mağduru var. Bu insanların mağduriyetleri giderilmeden, devlet bu insanların yakasından düşmeden 28 Şubat bitmeyecek. Gerçek anlamda 28 Şubat’la hesaplaşılmak isteniyorsa bu insanlar hemen özgür bırakılmalı, hatta devlet hayatları mapus damlarında geçen bu insanlardan özür dilemelidir. Salih Mirzabeyoğlu’nun özgürleşme sürecinde önce İslami kesim, sonra da toplum meseleye sahip çıktı, gerekli kamuoyu oluşunca devlet de serbest bıraktı. Bence biz oturarak hükümetten bir takım beklentiler içine girmek yerine ayağa kalkarak hükümeti bir takım meselelerde zorlamalıyız. Bize hakkımızın verilmesini beklemek yerine hakkımızı biz kendimiz almalıyız.

Siz de 28 Şubat döneminde cezaevine atıldınız. O dönem ne tür hak ihlalleri yaşadınız?

Bizim yaşadıklarımız başlı başına hak ihlaliydi. Metris Cezaevi’nden tahliye edilirken askerler bizi nizamiyeye götürmüş ve yüzlerce asker ellerimizi arkadan kelepçeleyip bizi ölesiye dövmeye kalkmışlardı. Bu başımıza tahliye anında gelmiş, cezaevinden tahliye edilirken bile işkence görmüştük. Başörtüsü eylemi sonrası Samsun’da tutuklanarak konulduğum cezaevindeki tek kişilik hücrede ise fareler cirit atıyor, hücrelerdeki yoğun rutubet nedeniyle zor nefes alıyordum. Hatta annem bir görüş günü yemem için bana domates getirmiş, fakat domatesler 1 gün içinde yoğun rutubet nedeniyle bembeyaz olmuştu. Benim yaşadıklarım belki de en basit olanlarıydı. O dönemin 28 Şubatçı paşalarının emriyle cezaevinde vurulan,  hayatını kaybeden, işkence gören arkadaşlarımız oldu. Biz inancımıza sahip çıkmaya, Müslümanların değerlerine savaş açanlara karşı göğüslerimizi siper etmeye çalıştık. Yaşlarımız belki küçüktü, belki bir çok acemilikler de yaptık; fakat tıpkı Filistinli çocukların küçücük taşlarla Filistin davasına sahip çıkmaları gibi biz de  milletimizin ruh kökü olan İslam’a karşı topyekün savaş açan 28 Şubatçılara karşı direndik, dik durduk.

Sizin cezaevine girdiğiniz 28 Şubat döneminin koşullarıyla bugünün cezaevi koşulları arasında ne gibi farklar var?

Bizim cezaevine girdiğimiz dönemlerle bugün arasında tabi ki büyük farklar var. Türkiye eski Türkiye olmadığı gibi Türkiye’nin cezaevleri de eski Türkiye’nin cezaevleri değil. O dönemler gardiyanlar, askerler mahkuma işkence yapabiliyor, hatta asker mahkuma silah sıkıp öldürdüğünde kimse askerden hesap soramıyordu.  Rüşvet karşılığında cezaevlerine aklınıza gelebilecek her şey sokulabiliyordu. Cezaevleri adeta bir çiftlik gibiydi ve parası, gücü olan düdüğünü öttürüyordu. Şu an cezaevleri bir çok eksiklerine rağmen daha denetimli… Ayrıca mahkûmun haklarını gözeten yeni yönetmelikler yapıldı. Peki yeter mi; yetmez. Türkiye’nin hala daha bir cezaevi sorunu var. Bu sorun bir an önce giderilmeli ve cezaevlerinin şartları mahkumlar için daha insani bir seviyeye getirilmelidir.

Cezaevinde kalan insanların düşünce dünyalarında çoğu zaman değişiklikler oluyor. Cezaevi hayatınız sizin de düşünce dünyanızı etkiledi mi?

İnsan değişiyor ve değişmeli de… İnsanın fiziki yapısı bile değişirken ilerleyen yaşına, yaşadığı tecrübelere rağmen düşünce dünyası, hayata bakışı değişmiyorsa o insan yerinde sayıyor demektir. Ben mücadele aşkımdan hiçbir şey kaybetmedim; fakat şu an durduğum yerin, düşüncelerimin düne göre daha kuşatıcı olduğu kanısındayım. Eğer iyi değerlendirilebilirse cezaevi insana yeni ufuklar, yepyeni bakış açıları kazandırabilir. Biz cezaevinde kalırken zindanların, hücrelerin bir mücadele alanı olduğunu, burada kendimizi daha iyi yetiştirip, vakitlerimizi en iyi şekilde değerlendirerek kendimizi geleceğe hazırlamamız gerektiğini düşünüyorduk. Bu anlamda bizim için cezaevleri hem fikri, hem de hayata dair yeni şeyler öğrendiğimiz okullara dönüştü… Ama bana, uslandın mı ağabey, diye soruyorsanız hiçbir şekilde uslanmadım, uslanmayı da düşünmüyorum…

Cezaevindeki bir insan daha çok neye ihtiyaç duyuyor?

Kitaba, mektuba, ilgiye… Bir siyasi mahkûm için en büyük moral uğruna zindanlara düştüğü davasını dışarıda yürütenlerin olduğunu bilmesidir. Ayrıca dışarıda hak ve hukukunu savunan insanların olduğunu bilmesi de ona büyük moral verir. Mektup bir mahkûm için çok önemlidir. Gardiyan hücrenin kapısına gelip isminizi söyleyerek mektubunuzun olduğunu söylediğinde dünyalar sizin olur. O mektubu defalarca okur, yıpranmasın diye en iyi yerde muhafaza edersiniz. Çünkü mektup dışarıda, bu dört duvarın ardında bir hayat olduğunun en güzel delilidir bir mahkûm için… Çünkü bazen kendi kendinize tıpkı Üstad Necip Fazıl’ın şu dizlerde sorduğu gibi acaba bu hücrenin, zindanın dışında hayat var mı diye sorarsınız: Sukut… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar/Tek nokta seçemez dünyada nazar/Yerinde mi acep, ölü ve mezar?/Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?/Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Cezaevindeki bir insan dört duvar arasında vaktini daha çok nasıl geçirir?

Biz daha çok kitap okuyarak, spor yaparak, sohbet ederek, fikri münazaralar düzenleyerek geçiriyorduk. Benim programın oldukça doluydu; hatta bazen kitapları yetiştirmek için vakit bulamıyordum. Aslında içerisi veya dışarısı fark etmez; mesele Allah’ın bize sermaye olarak verdiği bu ömrü nasıl geçirdiğimizde… Bazen dışarıda olursunuz fakat aslında esirsinizdir. Bazen de içeri de, dört duvar arasında olmanıza rağmen özgürsünüzdür. Bugün modern hayat insanları özgürüm zannıyla esir alıyor. Modern hayatın bize vaat ettiği özgürlük aslında bir aldatmaca, illüzyondur. Beden ne kadar özgür olursa olsun ruh özgür olmadıktan sonra özgürlük bir esarete dönüşür.

Bir de cezaevlerinde kalan Müslüman siyasi tutsakların ailelerinin durumu var. Onlar da büyük mağduriyetler yaşıyorlar. İslami camia cezaevlerinde kalan insanların aileleriyle gerekli şekilde ilgileniyor mu?

Bu soruyu iyi ki sordunuz. İnsanlar cezaevlerine girdiklerinde en büyük mağduriyeti eşleri, çocukları, anne-babaları yaşıyor.  Kimse ilgilenmediği, yardım etmediği için elektrik faturalarını ödeyemeyen mahkûm yakınları biliyorum. Cezaevindeki mahkûmun da aklı fikri yakınlarındadır. Eğer onlar rahatsa mahkûmun kafası da rahat olur. Ne yazık ki İslami camia olarak bu konuda çok zayıfız. Bir kişi içeri girdiğinde en fazla birkaç ay yakınlarını soruyor, sıkıntılarını çözmeye çalışıyor daha sonra da yıllarca semtlerine uğramıyoruz. Müslüman siyasi tutsakların yakınlarıyla daha yakından ilgilenmeli,  onlara yalnız olmadıklarını hissettirmeliyiz.

Sizce cezaevlerinde kalan kardeşlerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi için neler yapılmalı?

Öncelikle bu kardeşlerimizin dışarıdaki sesleri olmalıyız. Ülke genelinde büyük kampanyalar düzenleyerek özellikle 28 Şubat mağduru kardeşlerimizin uğradıkları mağduriyeti toplumun, ülkenin gündemine sokmalıyız. Cezaevlerindeki kardeşlerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi diye bir gündemimiz, derdimiz olmalı… Siyasilere, yöneticilere bu konuda baskı yapmalıyız. Ayrıca Türkiye eğer 28 Şubat darbesiyle hesaplaşacaksa öncelikle 28 Şubat’ın mağdur ettiği insanlardan başlamalı ve bu insanlar bir an önce özgür olmalı…

Hukuki mağduriyete uğrayıp kamuoyunun gözünden kaçan çok siyasi mahkûm var mı?

Var tabi ki, hem de yüzlerce … 28 Şubat’ta hukuk diye bir şey yoktu. İrtica ile mücadele adı altında insanlar tutuklanıp içeriye atılıyordu. Bizleri zindanlara atarak bizim üzerimizden halka gözdağı vermeye, Müslüman Anadolu insanını sindirmeye çalışıyorlardı. Yakup Köse kamuoyu tarafından bilindiği, sembol olduğu için ön plana çıktı. İnanın biraz araştırılsa içeride bugün onlarca, yüzlerce Yakup var. Ayrıca 28 Şubat darbesinin mağdurlarının halan cezaevinde olmaları Yeni Türkiye’ye hiç yakışmıyor. Yeni Türkiye bir an önce Eski Türkiye’den geriye kalan mağduriyetlerden, kamburlardan kurtulmalı…

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz…

Asıl ben teşekkür ediyorum, Allah yardımcınız olsun. Her daim mücadele azmini, heyecanını kaybetmeyen bir ruh, hikmetli, ferasetli bir zihin nasip etsin…

 

*Genç Öncüler Dergisi “Müslüman Tutsaklar” 92. sayısında yayınlanmıştır.

Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış...

Bir Yorum Ekle

Gönder